Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanııcı Adı: Parola: Bilgilerim hatırlansın

KONU: MANEVİ FARKINDALIK

MANEVİ FARKINDALIK 4 ay 2 gün önce #38

içerdiği düşünceyi anlayabilmem için birkaç kez okudum bu cevabı ve tekrar tekrar okumaya da devam edeceğim. Fakat bu isim Muhammmed, Buda veya herhangi biri olsa dahi aynı direnci hissederdim. Ben aynı olduğumuzu, hepsinin birbirini kapsadığını ve bir olduğunu işaret edeni aradım sürekli,..Rehberlere inansam da sorgulamaksızın, gözü kapalı şekilde bir peygamberin peşinden gidişi, kendini değersizleştirip bu kavramı yükseltmeyi, kendinden "ayrı" tutuluşu ve gösterilen hürmet anlayışını hatalı buluşumdan belki hep…. Bu kavramın ve algılayamayşımın üzerinde duruyorum çünkü kendi kendime acaba egomun inatla beni durdurduğu yer tam da burası mı? diye merak ediyorum. Yani ben özümün, kutsal ruhun rehberliğini herşeyden çok isterken, içeride bir yerde rehberlik almayı reddediyor olabilir miyim, kendl kendimin sabotajcısıyım ne de olsa .... Şu cümle üzerinde kaldım bir süre: "Bu durumda devreye İsa gibi, Buda gibi, Mohammed gibi, Krişna gibi, Maharaj gibi, Tolle gibi rehberler ve şahitler girer. Onlar Kutsal Ruh'u duyan ve O'NUN sayesinde pencereyi görüp seçen ve nihayetinde pencereden bakıp cenneti ve Tanrı'yı görenlerdir." .... Bu cümleden anladığım o ki, Kutsal Ruh hepsini kapsıyor ve içeriyor, ortak bir benlik gibi. Bu cümleyi cevaben bir önerme olarak ele alırsam J ; İsa’nın Kutsal Ruh olduğu sonucu değil, İsa'nın kendi sesini duyduğu gibi bir mantık önermesi çıkıyor ortaya. İsa kutsal ruhun bir metaforu olmalı yalnızca. Yoksa Muhammed İsa’nın sesini duydu diyemeyiz sonuç olarak!! Evet bu önermeleri, mantıkları, çıkarımları bırakmam gerektiğinin de farkındayım fakat zihnimi dönüştürmek için yine zihni, düşüncelerimi araç olarak kullanıyorum ve yanlış algımı anlamaya çalışıyorum. Onu değiştirmek benim görevimmiş gibi algılamam da başka bir yanılgı belki fakat şu an için bunu sorguluyorum istemsizce. Bugünkü dersim; "tedirginim çünkü orada olmayan bir şey görüyorum"


"Olmayan bir şey gördüğüm için......hakkında endişeleniyorum."


Nokta nokta yerine ne gelmeli belki de onu bulamadım. Bundan tedirgin oluşumun sebebi ne olabilir ki? diye soruyorum kendime.

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 4 ay 3 gün önce #37

Burcu Yazan:: İsa'ya iman deyince bende bir direnç oluştuğunu farkettim. İsa ile kastedilmek istenen Kutsal Ruh demek değil mi. Bu kutsal ruh benim Yüksek Benliğim, benim Tanrı olan parçam içimdeki ÖZ demek değil mi?. Ben öyle anlıyorum ve öyle kabul ediyorum. İsa demek kişiselleştirmek gibi geliyor. BEN'im içimdeki Tanrının sesini İsa olarak anmıyorum mesela. Veya onun ismine ihtiyaç duymuyorum. Beni sevgiye taşıyacak olan içimdeki rehber bana göre.


Bir isim hiçtir. Ama insan da hiçtir. Dünyanın olmadığını da kurs öğretiyor. O halde sorun hiçlik içinde kendini varmış gibi gören zihnin sorunudur. Fakat biz insanlar hem dünyaya hem insana gerçeklik verip ayrılığın çift dikişli simgesi olan isimlere anlamlar yükledik. Böyle bir durumda olan insan "isme" ve "kişiye" ayrılık penceresinden bakmaya mahkumdur. Onu bu mahkumiyetten anca başka bir pencere kurtarabilir. Bu pencere Kutsal Ruh'un açtığı ve bize gösterdiği penceredir. Fakat Kutsal Ruh'u, namı diğer Tanrı'nın rüya içindeki SESİ bize ulaşamıyor. Onu duymak için kulaklarımızı açmadık henüz. Egonun kulakları ön planda hakikatı bastırıyor. Bu durumda devreye İsa gibi, Buda gibi, Mohammed gibi, Krişna gibi, Maharaj gibi, Tolle gibi rehberler ve şahitler girer. Onlar Kutsal Ruh'u duyan ve O'NUN sayesinde pencereyi görüp seçen ve nihayetinde pencereden bakıp cenneti ve Tanrı'yı görenlerdir. Neden onlar bize örnek olmasınlar ki? Zaten tanrısal planda onların görevi budur diye yazılmış. Bunu hiçkimse değiştiremez ancak reddedebilir. Bizden önce pencereye varıp hakikatı ve Özün gerçekliğini görenleri dinlemek neden bu denli zordur? Çünkü içimizdeki egonun düşünce sitemine aykırıdır onlar. Rehberimizin adının İsa olması veya Buda olması ya da Mohammed olması pek mi önemli? Hepsi bir ve tek olan Tanrı'yı, kendi Özünü, hakikatı ve gerçekliğini bilenler ordusundadır. Hangisinin bize ulaşması konusunda bizim özgür irademiz var ve zamandan önce seçtikte onu. Fakat kimi seçtiğimizi bile bulunduğumuz karanlık zihnimizde bilmediğimizden arınma vaktimiz gelince seçimizle konfronte edildiğimizde hınzır, ahmak ve kibirli egomuz elbette küçük şımarık ve cahil bir çocuk gibi tepinir ve: "Bana ne bana ne; ben bunu istemiyorum. Onu beğenmedim. O ne biçim bir şey. O gerçek değil. O Hıristiyan, o Yahudi, o Müslüman, o Budist, o Şaman vs. Onu sevmedim. Ben başka isterim, " diye yakınır ve karşısına çıkan hepsini reddeder. Ben ateist olarak spiritüel yolun başında her şeyi reddedenlerdendim. Ruhu bile. Ama aştım bu dirençleri. İçimin çağrısı ağır bastı.

Mucizeler Kursu'nu dikte edenin İsa olduğunu söyledi yazar Helen. Ve kurs Hıristiyan terimlerine dayanmakta. Onun özelliği bu. Fakat kurs tüm kavramların ve isimlerin arkasında Tanrı'nın dünya rüyasına verdiği bir yanıttır. O evrensel bir öğretidir. Ne dindir ne mezhep ne de bir tarikat. Kurs her dogmadan tamamen özgürdür ve yalnızca Tanrı'nın Sesi olan Kutsal Ruh ve ONU işiten ve tamamen kurtulmuş olan, zamanında İsa olarak bedenlenmiş kardeşimizin iletisidir. Bu anlamda İsa mükemmel bir araçtır. Bizim önderimiz, örnek aldığımızdır. O der ki; "Korkmayın, ben de dünyayı aştım." Onun gittiği yol ve öğretisi bize fenerdir dünya zifirisinde. Ama fenerimiz Buda da olabilir. Krişna da, Mohammed de. O seçim tamamen bizde. Hangisi bize dokunmaya çağrılmışsa, bizi dinlemeye teşvik ederse, o bizim seçtiğimizdir. Ego hepsine karşı çıkar. O hepsinin kendisi için bir tehlike olduğunu bilir. O yüzden zihinde kargaşa çıkartır. Bu kargaşayı aşmanın yolu, madem kursu okuyoruz uyguluyoruz onun hakkında kendi "egosal" yorumlarımıza pek önem vermeyelim. Zaten daha doğrusunu bilseydik ne dünyada olurduk ne kursa ihtiyacımız olurdu. Ben bir şey bilmiyorum deyip, zihnimizdeki gevezenin "rahatsızlıklarını" es geçelim. İsa ya veya Kutsal Ruh'a başka bir şey de diyebilirsin fakat bunu yapmak bile kursu değiştirmeye çalışmaktır. Bu tür farklı tanımlama çabası kursu yanlış anlamaya götürür. Sonuç da hiç olur. Kurs kendisi dirençlerin oluşacağını yazar ama onlara rağmen sadece oku ve uygula der. Bilsen ki İsa sensin ona karşı gelir misin? Çünkü gerçeklikte o sensin, sen o. Birlik anlayışında fark olmaz. İki damla denize dalınca fark kalır mı? Biriniz nerede biter diğeriniz nerede başlar?

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Son Düzenleme: Yazan: BenSiz.

MANEVİ FARKINDALIK 4 ay 3 gün önce #33

İsa'ya iman deyince bende bir direnç oluştuğunu farkettim. İsa ile kastedilmek istenen Kutsal Ruh demek değil mi. Bu kutsal ruh benim Yüksek Benliğim, benim Tanrı olan parçam içimdeki ÖZ demek değil mi?. Ben öyle anlıyorum ve öyle kabul ediyorum. İsa demek kişiselleştirmek gibi geliyor. BEN'im içimdeki Tanrının sesini İsa olarak anmıyorum mesela. Veya onun ismine ihtiyaç duymuyorum. Beni sevgiye taşıyacak olan içimdeki rehber bana göre.

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 4 ay 5 gün önce #30

Bir dostum ve aynı zamanda Mucizeler Kursu öğrencisi bana,derslerde ilerlerken kaygı ve korkularının arttığını belirtti.Bunun normal olduğunu,egonun dirençleriyle ve ayartmalarıyla karşılaştığını söyledim ona .Kenneth Wapnick'in şu ifadesi geldi aklıma ve paylaşma isteği uyandı..

''"Mucizeler Kursu'nun balayı periyodu bittiğinde, öğrenciler çoğunlukla kendilerini kaygılı, huzursuz hissetmeye başlarlar ve her şeyin daha iyiye gideceği yerde daha kötüye gittiğini söylerler. Aslında her şey hep daha kötüydü çünkü egonun düşünce sistemi asla gitmedi, o yalnızca saklandı. Günahın resminin teşhir edilmesi ile - her ne kadar önceden "özel" olmanın çerçevesiyle gizlenmiş olsa da- egonun varlığının rahatsızlığı, huzursuzluğu daha somut bir hale geldi. İsa'ya iman; bizi affediş süreci ile bu noktaya ve daha sonra da O'nun şefkatli rehberliği ile karanlıktan sevgiye taşır. Hedefimiz budur."

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 4 ay 5 gün önce #29

Güçlü bir ruhsal uygulama,hiçbir şekilde onarmaya çalışmadan egonun zayıflamasına izin vermektir.Bunu arada bir denemenizi tavsiye ederim.Örneğin ,biri sizi eleştirdiğinde,suçladığında ya da kötü sözler söylediğinde,hemen kendinizi savunmaya ya da intikam almaya çalışmak yerine,hiçbir şey yapmayın.İçsel imajın olduğu gibi zayıf kalmasına izin verin ve içinizde ne tür duygular uyandığını inceleyin.Birkaç saniye için kendinizi rahatsız hissedebilirsiniz;sanki bir anda boyunuz yarıya inmiş gibi gelebilir.Ama hemen ardından,yoğun derecede canlı gelen bir içsel enginlik hissedersiniz.Aslında hiç de zayıflamış filan değilsinizdir.Aslında ,genişlemiş,güçlenmişsinizdir.O zaman inanılmaz bir anlayışa ulaşırsınız:Bir şekilde zayıflamış gibi görünürken mutlak tepkisizlikte kaldığınızda,sadece dışarıdan değil,aynı zamanda içeriden,gerçekte hiçbir şeyin zayıflamadığını,’’azalırken çoğaldığınızı’’hissedersiniz.Kendinizi savunmaya ya da biçiminizi güçlendirmeye çalışmadığınızda,kendinizi biçimle tanımlamaktan kurtulursunuz.Daha az hale gelirken(egonun bakış açısından),aslında bir genişleme yaşar ve Varlığın öne çıkması için yer açarsınız.Biçimin ötesinde kalan gerçek güç,görünüşte zayıflamış biçimde parlayarak kendini belli edebilir.’’Diğer yanağınızı da çevirin’’derken İsa’nın demek istediği şey buydu.
Bu elbette ki tacize davetiye çıkarın ya da kendinizi bilinçsiz insanların kurbanı yapın demek değildir.Bazen karşılaştığınız bir durum,karşınızdaki kişiye saldırgan davranmadan’’geri çekil’’işareti vermenizi gerektirebilir.Egosal bir savunma olmadığında,sözlerinizin ardında muhteşem bir güç olur ama tepkisel davranmazsınız.Eğer gerekirse ,birine hiçbir şekilde olumsuzluk içermeyen,yüksek nitelikli bir ‘’hayır’’da diyebilirsiniz.

Eckhart Tolle

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Son Düzenleme: Yazan: Gözlem Noktası.
Sayfa oluşturma süresi: 0.148 saniye
© 2019 Mucizeler Kursu. Tüm haklar saklıdır.