Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanııcı Adı: Parola: Bilgilerim hatırlansın

KONU: MANEVİ FARKINDALIK

MANEVİ FARKINDALIK 26 Oca 2019 16:09 #89

  • Gözlem Noktası
  • Gözlem Noktası Kullanıcısının Avatarı Konu Yazarı
"Affediş, düzeltmeye yol açmadığı sürece boş bir iyi niyet gösterisidir. Düzeltme olmadan affediş, şifa verici olmak yerine özünde yargılayıcıdır."

Mucizeler Kursu

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 26 Oca 2019 16:08 #88

  • Gözlem Noktası
  • Gözlem Noktası Kullanıcısının Avatarı Konu Yazarı
Bağışlama nedir?

Bağışlama, kardeşinizin size yaptığını düşündüğünüz şeyi aslında hiç yapmamış olduğunu fark etmektir. Bağışlama, suçları ve hataları affedip onları gerçek kılmak değildir. Bağışlama, suç veya yanlış diye bir şeyin olmadığını görmektir. Bu bakış açısı içinde tüm suçlarınız bağışlanır. Suçluluk, Tanrı'nın Evladı hakkında yanlış bir algıdan başka ne olabilir? Bağışlayıcı olmak, bu illüzyonun yanlışlığını görür ve gitmesine izin verir. O gittiğinde, onun yerine geçen şey artık Tanrı'nın Niyetidir.

Bağışlamayan bir düşünce, hakiki olmadığı halde kesin yargılara varan ve onları savunan düşüncedir. Bunları düşünen zihin kapalıdır ve özgürleştirilmeyecektir. Düşünce; illüzyonu korumaya çalışır ve zihni kilitleyen zincirleri daha da güçlendirir. Böylece illüzyonların üstü daha fazla örtülerek anlaşılmaz bir hal alırlar. Şüphe artık onlara ulaşamayacağı gibi, mantıktan da uzak tutulurlar. Sabitlenmiş ve somutlaştırılmış bir illüzyonla, onun hedefi arasına artık kimse giremez.

Bağışlamayan düşüncenin yaptığı birçok şey vardır. Delice hareketlerle hedefinin peşinden koşar; yolunu kestiğini düşündüğü her şeyi bozulmaya uğratır. Amacı algıyı bozmaktır ve bunu da yine algıyı bozarak yapar. Öfkeli ve çıldırmış bir şekilde kendi bakış açısına karşı olabilecek her şeyi yok ederek ve bozarak gerçeği ezmeye çalışır.

Buna karşın bağışlama durağandır ve sessiz bir şekilde hiçbir girişimde bulunmaz. Hakikatin hiçbir özelliğine karşı çıkmaya çalışmadığı gibi, onu beğendiği şekillere benzetmeye çalışmaz. Sadece bakar, bekler ve yargılamaz. Bağışlamayan kişi yargılamalıdır çünkü bağışlamaktaki başarısızlığı için sebepler uydurmak zorundadır. Fakat kendini bağışlamayı başarmak isteyen kişi, hakikati olduğu şekli ile karşılamayı öğrenmelidir.

Bu yüzden hiçbir şey yapmaya çalışmayın. Sadece bağışlamanın size; umut dolu ve başaracağınızdan emin Rehberiniz, Kurtarıcınız ve Koruyucunuz aracılığıyla ne yapmanız gerektiğini göstermesine izin verin. Bağışlamanız sizi bağışlar çünkü Tanrı'nın O’na verdiği işlev budur. Şimdi O’nun işlevini paylaşmanız gerekir ve O’nun kurtarmayı istediklerini kurtarması için O’na destek olmalısınız. O, masumiyeti gördüğü ve kurtardığı herkesin içinde, Tanrı'nın Evladını görmektedir. Bu yüzden bağışlayıcıdır.

Mucizeler Kursu

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 13 Oca 2019 08:33 #83

Ünlü bir Sannyasi, kendisi hakkında şu hikâyeyi anlatır:

Bu adam, Hindu geleneğinde ruhani arayıştaki dilencilerin giysisi olan sarı cüppeyi giymeye karar verdiğinde, meditasyon yapmak için kendine bir yer aramak zorundaydı. Anlaşılan o ki, bu öğretide rahip olmak için edilen yeminlerden birisi, meditasyon için bir yer bulmak ve ne olursa olsun orada kalmak. Sannyasi, çalışmalarına medeniyetten uzak bir yerde başlamak istedi. Hindistan'da bu, yırtıcı hayvanların olduğu yere gitmek anlamına geliyordu. Mükemmel gibi görünen mekânı bulana dek, uzun süre araştırdı: Güzel bir mağarası olan hoş bir vadi, yürüme uzaklığında su, meyve ve sebze bolluğu. Yırtıcı hayvan izine rastlanmıyordu. Benliğini bulana kadar orada kalmak için usule uygun yeminini etti. Hemen sonra, kaplan kükremesi olduğu açıkça anlaşılan bir ses ormanda yankılandı. O an yanlış bir karar verdiğini anladı. Sannyasi, iki gün boyunca mağarada saklandı. Üçüncü gün, kaplanın sıcaktan korunmak için bir yerlere gireceğini umarak öğlene kadar bekledi. Sonra, susuzluğa daha fazla dayanamayarak dereye koşup su kabını doldurdu ve mağaraya doğru yöneldi. Kaplan, önündeki yola çıktı.
Sannyasi'nin ilk dürtüsü kaçmak oldu. Ama bunun anlamsız olacağını biliyordu. Sonraki düşüncesi ise, kaplanın pençelerinden kurtulmak için en yakın ağaca koşup tırmanmak oldu. Kaplanın gitmesini bekleyip, daha sonra vadiyi sonsuza dek terk edebilirdi. Ama aydınlanana kadar vadiyi terk etmeyeceğine dair ettiği
yemin ne olacaktı? Yeminini tutmazsa, günahının bedelini hiç ödeyebilecek miydi? Gerçekten de ne yapacağını bilmiyordu. Kaplandan çok korkmuştu ve kaçmak istiyordu, ama yeminini bozma düşüncesi de kendisini aynı derecede dehşete düşürüyordu. Sonra üzerine bir dinginlik geldi. Ettiği yemini, sonucu ne olursa olsun, sonuna dek tutmaya karar verdi. Tanrı onun bir kaplan tarafından yenilerek insanlığa en iyi şekilde hizmet edeceğine karar vermişse, böyle olmalıydı. Kararını verip, dehşetinin üstesinden gelerek, ayaklarının üzerine dikildi ve kaplan yaklaşırken sakince izledi. Kaplan sessizce ona yürüdü. Güçlü ve uzun gövdesini yavaşça Sannyasi'nin uyluklarına sürttü. Sonra mağaraya kadar ona eşlik etti. Bundan sonra, Sannyasi aydınlanmaya erişinceye kadar kaplanla vadiyi paylaştı.

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 12 Oca 2019 16:38 #79

  • Gözlem Noktası
  • Gözlem Noktası Kullanıcısının Avatarı Konu Yazarı
Bazı olaylar zihni arındırır,bazıları ise kirletir.Derin iç görü ve her şeyi kucaklayan sevgi anları zihni arındırır.;arzular ve korkular,haset ve öfke,kör inanç ve entellektüel kibir psişeyi(zihin) kirletir ve donuklaştırır.

Maharaj

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 01 Oca 2019 11:20 #72

  • Gözlem Noktası
  • Gözlem Noktası Kullanıcısının Avatarı Konu Yazarı
Yargılamak ya bir insanın bilinçsiz davranışını onun gerçek kimliğiyle karıştırmak,ya da kendi bilinçsizliğinizi bir başka insana projekte edip bunu onun gerçek kimliğiyle karıştırmaktır.Yargıyı bırakmak işlev bozukluğunu ve bilinçsizliği gördüğümüzde tanımayacağımız anlamına gelmez.O ‘’tepki ve yargı olmak’’ yerine,’’biliş olmak’’anlamına gelir.Siz o zaman ya tepkiden tümüyle kurtulmuş olursunuz ya da tepki gösterebilir ama yine de biliş olabilirsiniz,bu tepkinin izlendiği ve olmasına izin verildiği alandır.Böylece karanlıkla savaşmak yerine,ışığı getirirsiniz.İllüzyona tepki göstermek yerine,illüzyonu görür,ama aynı zamanda onun ötesini de görürsünüz.Biliş olmak her şeyin ve herkesin nasılsa öyle olmasına izin veren sevecen bir mevcudiyet alanı yaratır.Değişim-dönüşümün bundan daha iyi bir katalizörü yoktur…
Siz tartışmaya başladığınız anda,zihinsel bir pozisyonla özdeşleşmiş,ve şimdi sadece o pozisyonu değil,aynı zamanda benlik duygunuzu da savunuyor olursunuz.Ego devreye girmiştir.Siz bilinçsiz hale gelmişsinizdir.
Eğer çok uyanık,çok mevcut iseniz,bunu ego işe karışmadan,yani suçlamadan ya da karşı tarafı haksız çıkarmadan yapabilirsiniz. Hissettiğiniz şeyi suçlamadan ifade etmeyi öğrenin.Açık, savunmasız bir biçimde dinlemeyi öğrenin.Ona(tartıştığımız kişi) kendisini ifade etme fırsatı,alanı verin.Orada mevcut olun.Suçlama,savunma,saldırma-ego’yu güçlendirmek ya da korumak veya ego’nun ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamak için tasarlanmış bütün o kalıplar-o zaman gereksiz hale gelecektir.Başkalarına ve kendimize fırsat ve alan tanımak çok önemlidir.Onsuz sevgi gelişip çiçek açamaz.

Eckhart Tolle/Şimdi’nin gücü

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 30 Ara 2018 12:39 #71

  • Gözlem Noktası
  • Gözlem Noktası Kullanıcısının Avatarı Konu Yazarı
Maharaj:Beden-zihin olduğunuz illüzyonu sadece sorgulanmadığı için vardır.Sorgulamama tüm zihin hallerinin dizildiği ipliktir.O kapalı bir odadaki karanlık gibidir.Odada-görünüşte-karanlık vardır.Ama oda açıldığında karanlık nereye gider?Hiç bir yere gitmez,çünkü zaten orada yoktur.Tüm zihin halleri,tüm varoluş isimleri ve formları sorgulamamaktan,araştırmamaktan,imgelemekten ve her şeye inanmaktan kaynaklanır.’’Ben’im(Varım)demek doğrudur,ama ''ben şuyum’’,’’ben buyum’’demek sorgulamamanın,incelememenin zihinsel zayıflığın ya da uyuşukluğun bir işaretidir.Zihin her biri geçici olan haller koleksiyonudur.Bir geçici haller silsilesi nasıl gerçek sayılabilir?
İşe,kendinizi zihninizden ayırmakla başlayın.Kendinize zihin olmadığınızı onun sorunlarının sizin sorunlarınız olmadığını kararlı bir biçimde hatırlatın.

Soran:Ben kendi kendime ''Ben zihin değilim,zihnin sorunları beni ilgilendirmez’’ diye tekrarlayıp durabilirim,ama zihin ve onun sorunları oldukları gibi orada kalır.Ben size sadece ''bu nasıl yapılır? ''diye soruyorum.

Maharaj:Hiç olmazsa soruyorsunuz!Başlangıç için yeterince iyi.Bir yol bulmak için düşünmeyi,sorgulamayı,araştırmayı sürdürün.Kendinizin bilincinde olun,zihninizi izleyin,ona tüm dikkatinizi verin.Hızlı sonuçlar aramayın;sizin görüş alanınız içinde hiçbir sonuç olmayabilir.Siz bilmeden psişeniz bir değişim geçirecek,düşünüşünüz daha berraklaşacak,hissedişiniz daha incelecek,davranışlarınız saflaşacaktır.Sizin bunları hedeflemeniz gerekmez,bu değişime tanık olacaksınız.Çünkü şimdi içinde bulunduğunuz hal dikkatsizliğin sonucudur ve olacağınız hal dikkatin meyvesi olacaktır.

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 22 Ara 2018 16:01 #49

Mucizeler Kursu'nun okumaya başladıktan sonra İncil'i de okumak benim için pek tabi olmuştur. İncil'in içinde bazı kısımlarında doğruluğun enerjisini alabiliriz.
Matta İncilinde 23:

Bundan sonra İsa halka ve öğrencilerine şöyle seslendi: “Din bilginleri ve Ferisiler Musa’nın kürsüsünde otururlar. Bu nedenle size söylediklerinin tümünü yapın ve yerine getirin, ama onların yaptıklarını yapmayın. Çünkü söyledikleri şeyleri kendileri yapmazlar. Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının sırtına yüklerler, kendileriyse bu yükleri taşımak için parmaklarını bile oynatmak istemezler.
“Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar. Örneğin, hamaillerini büyük, giysilerinin püsküllerini uzun yaparlar. Şölenlerde başköşeye, havralarda en seçkin yerlere kurulmaya bayılırlar. Meydanlarda selamlanmaktan ve insanların kendilerini ‘Rabbî’ diye çağırmalarından zevk duyarlar.
“Kimse sizi ‘Rabbî’ diye çağırmasın. Çünkü sizin tek öğretmeniniz var ve hepiniz kardeşsiniz. Yeryüzünde kimseye ‘Baba’ demeyin. Çünkü tek Babanız var, O da göksel Baba’dır. Kimse sizi ‘Önder’ diye çağırmasın. Çünkü tek önderiniz var, O da Mesih’tir. Aranızda en üstün olan, ötekilerin hizmetkârı olsun. Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir.
“Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Göklerin Egemenliği’nin kapısını insanların yüzüne kapıyorsunuz; ne kendiniz içeri giriyor, ne de girmek isteyenleri bırakıyorsunuz!
“Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Tek bir kişiyi dininize döndürmek için denizleri, kıtaları dolaşırsınız. Dininize döneni de kendinizden iki kat cehennemlik yaparsınız.
“Vay halinize kör kılavuzlar! Diyorsunuz ki, ‘Tapınak üzerine ant içenin andı sayılmaz, ama tapınaktaki altın üzerine ant içen, andını yerine getirmek zorundadır.’ Budalalar, körler! Hangisi daha önemli, altın mı, altını kutsal kılan tapınak mı? Yine diyorsunuz ki, ‘Sunak üzerine ant içenin andı sayılmaz, ama sunaktaki adağın üzerine ant içen, andını yerine getirmek zorundadır.’
Ey körler! Hangisi daha önemli, adak mı, adağı kutsal kılan sunak mı? Öyleyse sunak üzerine ant içen, hem sunağın hem de sunaktaki her şeyin üzerine ant içmiş olur. Tapınak üzerine ant içen de hem tapınak, hem de tapınakta yaşayan Tanrı üzerine ant içmiş olur. Gök üzerine ant içen, Tanrı’nın tahtı ve tahtta oturanın üzerine ant içmiş olur.
“Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz nanenin, dereotunun ve kimyonun ondalığını verirsiniz de, Kutsal Yasa’nın daha önemli konularını –adaleti, merhameti, sadakati– ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden asıl bunları yerine getirmeniz gerekirdi.
Ey kör kılavuzlar! Küçük sineği süzer ayırır, ama deveyi yutarsınız!
“Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Bardağın ve çanağın dışını temizlersiniz, oysa bunların içi açgözlülük ve taşkınlıkla doludur.
Ey kör Ferisi! Sen önce bardağın ve çanağın içini temizle ki, dıştan da temiz olsunlar.
“Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz dıştan güzel görünen, ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlara benzersiniz. Dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz.
“Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Peygamberlerin mezarlarını yapar, doğru kişilerin anıtlarını donatırsınız. ‘Atalarımızın yaşadığı günlerde yaşasaydık, onlarla birlikte peygamberlerin kanına girmezdik’ diyorsunuz. Böylece, peygamberleri öldürenlerin torunları olduğunuza kendiniz tanıklık ediyorsunuz. Haydi, atalarınızın başlattığı işi bitirin!
“Sizi yılanlar, engerekler soyu! Cehennem cezasından nasıl kaçacaksınız? İşte bunun için size peygamberler, bilge kişiler ve din bilginleri gönderiyorum. Bunlardan kimini öldürecek, çarmıha gereceksiniz. Kimini havralarınızda kamçılayacak, kentten kente kovalayacaksınız. Böylelikle, doğru kişi olan Habil’in kanından, tapınakla sunak arasında öldürdüğünüz Berekya oğlu Zekeriya’nın kanına kadar, yeryüzünde akıtılan her doğru kişinin kanından sorumlu tutulacaksınız. Size doğrusunu söyleyeyim, bunların hepsinden bu kuşak sorumlu tutulacaktır.
“Ey Yeruşalim! Peygamberleri öldüren, kendisine gönderilenleri taşlayan Yeruşalim! Tavuğun civcivlerini kanatları altına topladığı gibi ben de kaç kez senin çocuklarını toplamak istedim, ama siz istemediniz. Bakın, eviniz ıssız bırakılacak! Size şunu söyleyeyim: ‘Rab’bin adıyla gelene övgüler olsun!’ diyeceğiniz zamana dek beni bir daha görmeyeceksiniz.”

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 22 Ara 2018 08:51 #48

  • Gözlem Noktası
  • Gözlem Noktası Kullanıcısının Avatarı Konu Yazarı
DÖNÜŞÜM KORKUSU

Pek çok insan meditasyona ilgi duyuyor gibi,ama o ilgi çok derin olamaz,çünkü meditasyon aracılığı ile pek az insan dönüşüyor.İlgi gerçekten derinse,kendi başına bir ateş olur.Seni dönüştürür.Yoğun ilgi aracılığı ile,sen başkalaşmaya başlarsın.Yeni bir benlik merkezi doğar.Bu yüzden pek çok insan ilgilenir gibi görünür,ama onlarda yeni bir şey doğmaz,hiçbir yeni merkez doğmaz.,hiçbir yeni kristalleşmeye ulaşılmaz.Onlar aynı kalırlar.

Bu ,onlar kendi kendilerini aldatıyorlar demektir.Aldatmaca çok inceliklidir,ama oradadır.İlaç almaya ,tedavi olmaya devam ediyorsan, ve hastalık aynı kalıyorsa….Tam tersine artmaya devam ediyorsa..O zaman ilacın,tedavin sahtedir.Belki içten içe dönüşmek istemiyorsundur.O korku çok gerçektir…Dönüşüm korkusu.Bu yüzden yüzeyde derin bir ilgi duyduğunu düşünürsün,ama içten içe kendini aldatmaya devam edersin.

Dönüşüm korkusu tıpkı ölüm korkusu gibidir.Bu bir ölümdür,çünkü eski gitmek ve yeni gelmek zorundadır.Sen artık olmayacaksın,senden,hiç bilmediğin bir şey doğacak.Sen ölmeye hazır olmadığın sürece meditasyona duyduğun ilgi sahte olacak,çünkü ancak ölmeye hazır olanlar yeniden doğar.Yeni eskinin devamı olamaz.Eski sona ermelidir.Eski gitmelidir.Ancak o zaman yeni var olabilir.Yeni eskiden büyümez,yeni onun devamı değildir…..Yeni tamamen yenidir.Ve ancak eski öldüğü zaman gelir.Eski ile yeni arasında bir boşluk vardır…Korku veren o boşluktur.Korkarsın.Dönüşmek istersin,ama aynı zamanda eski kalmak istersin.Aldatmaca budur.Büyümek istersin ama sen olarak da kalmak istersin.O zaman büyüme imkânsızdır;o zaman ancak aldatabilirsin;o zaman bir şeylerin olduğunu düşünürsün,düşlersin,ama hiçbir şey olmaz,çünkü temel nokta ıskalanmıştır.

Bu yüzden dünyanın her yerinde meditasyon,mokşa,nirvana ile ilgilenen pek çok insan vardır ve hiçbir şey olmamaktadır.Bu konuda bunca gürültü vardır,ama gerçekte hiçbir şey olmamaktadır.Sorun nedir?

Bazen zihin öylesine sinsidir ki,sen dönüşmek istemediğin için zihin yapay bir ilgi yaratır.,böylece sen kendi kendine ‘’sen ilgileniyorsun,yapılabilecek ne varsa yapıyorsun’’diyebilirsin.Ve aynı kalırsın.Ve hiçbir şey olmazsa,kullandığın tekniğin yanlış olduğunu,takip ettiğin gurunun yanlış olduğunu,yazmanın ,ilkenin,yöntemin yanlış olduğunu düşünürsün.Gerçek bir ilgi varsa yanlış bir meditasyon tekniği ile bile dönüşmenin mümkün olduğunu düşünmezsin;yanlış bir yöntemle bile dönüşebilirsin.Eğer dönüşümle gerçekten ilgileniyorsan,yanlış guruyu takip etsen bile farklılaşırsın.Eğer ruhun ve yüreğin çabandaysa senin dışında kimse seni yanlış yönlendiremez.Ve kendi aldatmacaların dışında hiçbir şey ilerlemene engel olamaz.
Yanlış usta ,yanlış yöntem,yanlış ilke seni gerçek olana götürebilir derken ,kastettiğim şudur:Gerçek dönüşüm, sen onunla yoğun bir şekilde ilgiliyken gerçekleşir,herhangi bir yöntem sayesinde değil.Yöntem yalnızca bir araçtır.,yöntem yalnızca bir yardımdır,yöntem ikincil önemdedir….Temel olan senin ilgi dolu benliğindir…

OSHO

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 19 Ara 2018 10:36 #46

“İsa Mesih'in adı, sadece bir semboldür. Ama o, bu dünyadan olmayan sevgiyi temsil eder. O, bir çok isimleri olan dua ettiğiniz tüm tanrıların yerine kullanılabilecek bir semboldür.”

Bu açıklama doğru anladığımı hissettirirken, arkasında gelen şu cümle yeniden altüst ediyor ve bunu bir zorunluluk, dayatma olarak algılıyor zihnim, egom:

“İsa Mesih'in adını hatırlamak, Tanrı'nın size verdiği tüm hediyeler için teşekkür etmektir.”
Adı anmak zorunda olmak hissi! Oysa ben onun içerdiği sembolü anıyorum, Tanrının Sözü ile aramdaki köprü olarak benimsiyorum. Bu cümle tekrar bir kişiselleştirmeyi hatırlatıyor ve bu durumda hiçlikten çıkıyor, ben zaten İsa’yı bir insan olarak düşünmezken, sanki bu süreç boyunca İsa’nın adını sürekli hatırlamak mecburiyetindeymişim hissi veriyor. İsa’yı Kutsal Ruh’un bir sembolü olarak kabul ediyorum, farkı daha fazla tanımlamaya çalışmadan. Bu kursu değiştirme çabası mı hala şüpheliyim. Fakat tam da şimdi zihnimin bu tartışmasını dikkate almayı reddediyorum.

Ve bugün algıma giren şu satırlar bana başka bir cevap daha olmalı aynı zamanda. “Ben sadece geçmişi görüyorum” dersiyle de bütünleşmiş bir cevap hatta bu… Bulunduğum bu yerde ve zamanda her dileğimin eşzamanlılıkla bana gelmesini şükran dolu bir zihin ve minnettar bir kalple kabul ediyorum. Tüm hediyeler için teşekkür ederim. Ve ne de güzel yalnız başına ararken, yalnız olmadığını hissetmek…
Teşekkürler BenSiz ve Gözlem Noktası.

….
MİRDAD: Ne tuhaftır, siz zamanın ve boşluğunun çocuklarının, zamanın aslında uzayın tabletlerine kazınmış bir evrensel hafıza olduğunu fark etmemeniz!
Eğer siz, duyularınızla sınırlandırılmış olmanıza rağmen, doğumla ölüm arasında belirli şeyleri hatırlayabiliyorsanız, doğumunuzdan önce ve ölümünüzden sonrasına dair ne kadarını hatırlayabilir zaman?
Söylüyorum size, zaman her şeyi hatırlar, sadece sizin hatırlayabildiklerinizi değil, hiç farkında olmadıklarınızı bile.
Zaman unutmaz hiçbir şeyi, ne bir hareketi, ne bir nefesi, ne de bir dileği. Ve zamanın hafızasında olan her şey, kainatın derinliklerine kazınır.
Üzerine bastığınız toprak, soluduğunuz hava, içinde yaşadığınız ev, yaşamınızın, geçmişinizin, bugününüzün ve geleceğinizin tüm kayıtlarını sunabilir size; tabii varsa okumaya tahammülünüz, anlamaya isteğiniz.
Ölümde olduğu gibi yaşamda da, dünyanın ötesinde olduğu gibi dünyada da, asla yalnız değilsiniz; her zaman yaşamınızı ve ölümünüzü paylaşan şeyler ve varlıklarla çevrilisiniz, onlar da kendi yaşam ve ölümlerinde size sahipler. Siz onların parçasısınız, onlar da sizin; siz onları ararsınız, onlar da sizi.

Mirdad’ın Kitabı
(Mikhail Naimy)

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 18 Ara 2018 20:53 #42

Mekan belleme viraneyi kendine
Hakk'ın kelâmı sığmaz dilhaneye
Ne ateşteyim ne külde
Ne zerrede ne gölgede
Turabın manası yakışır faniye
Aynıdır alemin şerri de ulvisi de
Kâh orada kâh burada
Kâh bu halde kâh o halde
Bende olan BENdedir
Veririm tüm adların ötesinde
HAKK halimi sır ehlime...

Sır tadında
BenSiz

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Sayfa oluşturma süresi: 0.114 saniye
© 2020 Mucizeler Kursu sayfası KulturGuru Ekibinin bir projesidir. Tüm haklar saklıdır.