Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanııcı Adı: Parola: Bilgilerim hatırlansın

KONU: MANEVİ FARKINDALIK

MANEVİ FARKINDALIK 5 gün 3 saat önce #227

Teşekkür ederim. Bu genis. tarafsiz, şeyleri olduklari gibi gorme bakış açısına ihtiyacim vardı. Bu uygulamayı yapmaya çalışıyorum ama sizin de bahsettiğiniz gibi hayatın pratiği ortalığı toz dumana burundurerek algıyı sisli hale getiriyor. Sürekli farkında olmak, uyanik olmak olmazsa olmaz. Sevgiler....

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 5 gün 7 saat önce #226

Dünyada her şey "normal"dir Fatma. Norm kelimesi hukuk, tarih, felsefe, matematik, sosyoloji, psikoloji gibi bilim dallarında yerleşik "çok anlam"lı bir kavramdır. En basitinden kural ya da kurallar bütünü anlamını taşır. Bu anlamda dünya egonun normudur. Hangimiz kendini bu kurallar dışında tutabilir? Bizler mi? Aksine. Bizler, esasen ne kadar derince bu kurallar dünyasının balçığında saplanmış olduğumuzu fark edenler değil miyiz? "Ben", neyse şu ben, kendimce farkındayım. Yaşam senaryom gereği öyle bir arap saçı gibi karmaşık ağla yaşıyorum ki, çoğu zaman şaşkınlıkla bakarım olan bitenlere; ve kendime tabii. Belki de farkımız bu. Her şeye şaşkınlıkla bakmak. O zaman yargılamaya yer kalmıyor sanki. En azından ilk anlarda. Şaşkın bakışın sebebi, beklenmedik ya da bilinmeyen bir şeyle karşılaşmak değil mi? O anlarda aslında ne kadar az bildiğimizi yaşam şaşmaz bir ustalıkla ağır bir kütükle kafamıza vurmuyor mu? Hiçbir şey bilmediğimizi anladığımızda ukalalık, bilgiçlik, haklı olmak gibi davranışlar anlamsızlaşıyor. Kiminle neyin kavgasını, neyin tartışmasını yapmak isteriz ki bu durumda?
Küçük İskender'i acılı, biraz naif, anlaşılamayan, kendini ifade etmek için çabalayan, başaramayınca çamura yatan biri olarak algılamışsın. Tüm insanlar böyle değil mi? Hayatla bir derdi var gibi cümlesini okuyorum. Hangimizin hayatla en az bir derdi yok ki? Yolunu kaybetti ifadesi beni daha da çekti içine. Hangi yolunu? Zaten yaşamı onun kendi yolu değil miydi? İstisnasız her şeyle beraber? Bizi hangi yoldayız? Sevgiyle hatırlanmayı hak etmeyen tek canlı var mı yeryüzünde ruhsal gözümüzle baktığımızda? Hitler'in bile Tanrı'nın sağ yanında oturduğunu anlamadıysan hiçbir şey anlamamışsın ifadesini epey eskilerde bir yerlerde okumuştum. O an adeta sarsıldığımı anımsıyorum. Hitler ki, kötülüğün simgesidir, özellikle Almanya'da. O zamanlar zihnimin her yanı sımsıkı kapalıydı. Böyle ifadeleri okuduğumda yalnızca akılsal bir yorumlamayla yaklaşırdım. Başka bir yaklaşım seçeneğim yoktu. Bugünse, aklı ayaklar altına almak adeta özel bir zevkim oldu. Akılla alay etmek, özellikle kendi aklımla, gündelik uygulama halini aldı. Akıl da neymiş? Egonun içinde cirit attığı algının kalesi ve hiçbir şeyi olduğu gibi anlamayan yanlış yorumlama makinesi. Elbette doğal aklı kastetmiyorum. Hani, dil öğrenmek, kahve yapmayı öğrenmek veyahut yaşamın pratik gerekçelerini yerine getirirken abuk subuk psikolojik yaptırımlara dahil olmayan aklı dışarıda bırakıyorum. O zamandan bu zamana epey su aktı bu zihin değirmenimde. Hitler, herkes gibi dünya sahnesinde bir beliren bir yokolan simgeydi. Egonun simgesi. Hangimiz egonun simgesi değiliz? Ego hepimiz beraber olduğumuza göre Hitler'i kendimizden ayrı tutabilir miyiz? Ben tutamıyorum. Yargılamayı bırakmak evvela kendimize özgürlük getirir. Bunun tadını bir kez alan, artık kolay kolay kendini hakim, yargıç ve bilgiç yerine koyamaz. Mucizeler Kursu'nda şöyle yazar:

Tanrı öğretmeni, yargılamaması gerektiğini değil, yargılamayacağını anlaması gerekir. Yargıyı bırakırken sadece sahip olmadığı bir şeyi bırakır. Bir illüzyondan vazgeçer; daha doğrusu, vazgeçme illüzyonu oluşur. Gerçekte sadece daha dürüst olmuştur. Yargının her zaman onun için imkansız olduğunu kabul ederek, artık yargılamaya kalkışmaz. Bu bir fedakarlık değildir. Aksine, yargının kendisince değil, ONUN aracılığıyla oluşacağı bir konuma sokar. Bu yargı ne "iyi" ne "kötü"dür. O, var olan tek yargıdır ve O tekdir: "Tanrı Oğlu suçsuzdur ve günah yoktur".
Mucizeler Kursu Orijinal Edition, Tanımlamalar 10 - Çeviri: Bengü Aydoğdu


İnsanların yerzüzünde yaşadıklarına tanık olduğumuzda ne de kolay hemen yargıya düşüyoruz, farkında mısın? Küçük İskender en azından çoğumuzun yapmadığını başardı: yazılarında kendini ifade ederek evvela kendisiyle yüzleşti; ama bilerek ama bilmeyerek. Alman filozof Arthur Schopenhauer çok yönlü bir insandı. Bazı fikirleri aydınlık bazıları ise tam şeytan işiydi. Aydınlık olanlardan biri şu ifadesidir:

Doğuştan gelen bir kusurumuz var; hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimizi sanıyoruz. Bu kusurumuzu gidermedikçe, dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer görünecektir. Çünkü her adımımızda, ister büyük ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, mutlu bir yaşam sürdürmeye olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız. İşte bu yüzden bütün yaşlıların yüzlerinde aynı ifadeyi, yani düş kırıklığını görmek mümkündür.

Tespiti doğru. Fakat çözüm sunamadı Schopenhauer çünkü zihnini egonun kıskacından kurtaramadı. İyileşmek, önce isteğe sonra arınmaya bağlıdır. Şifa, hakikat açısından anlamsızdır çünkü şifaya ihtiyacı olan hiçbir şey yoktur. Fakat bu boyutta, bu rüyada, ayrık zihinlerimizin iyileşmeye ihtiyacı var. Her yerde ve her şekilde. İyileşmek, evvela kendimizi herhangi başka birini abuk subuk, sınırlayıcı ve yanlış bir biçimde yorumlamaktan kurtarır. Çünkü bizler, hiçbir şey bilmediğimizden sadece yorumlara dayalı bir (rüya) yaşam sürebiliriz. Kutsal Ruh'un rehberliğinde yaşamak da bir yoruma dayalı bir yaşamdır çünkü Kutsal Ruh egonun yorumlarını değişirir ve bizi doğru yorumlamayla rüyanın bitişine doğru yönlendirir. Herhangi bir yorum kalmadığında geriye huzur kalır. Bu huzurla ancak bizden beklenen "en yakınını kendin gibi sevmek" yetisi gelişebilir. Hayır eksik yazdım; spiritüel arınmada belli bir eşiğe ulaştığımızda tüm abuk subuk yorumlarımıza rağmen huzurun gelişine tanık oluruz. Çünkü algı, insan olarak yaşadığımız her anda hep var. Kural bu. Ve algı, seçicidir, değişkendir, ikiliklidir, yorumdur.

9. Şifa, öncesinde gereksiz olduğundan, ayrılıktan sonra geliştirilen bir beceridir. Zaman ve mekana inanmanın tüm yönleri gibi geçicidir. Ancak, zaman sürdüğü sürece şifa bir koruma aracı olarak gereklidir. Bu, şifanın en yakınını sevmeye dayandığındandır ve en yakınını sevmek, başka birinin mükemmelliğini algılamaktır, her ne kadar kendinde onu [mükemmeliği] algılayamasanda. Şu an sahip olduğun yüce konseptlerin çoğu zamana bağlıdır. En yakınını sevmek, aslında senin şimdi hayal edebileceğin şeklin çok ötesine giden, çok daha güçlü olan sevgi tarafından kapsanmanın zayıf bir yansımasıdır. En yakınını sevmek, şimdi ulaşabilir olan sınırlı anlamında, doğru düşünürlük için elzemdir.

Mucizeler Kursu Orijinal Edition, Metin Kitabı Bölüm II.V.6-9 - Çeviri: Bengü Aydoğdu

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Son Düzenleme: Yazan: Bengü.

MANEVİ FARKINDALIK 5 gün 21 saat önce #225

Küçük İskender hakkında yazmanız beni şaşırttı ve garip belki sevindirdi. Onun ölümü beni de durup düşünmeye sevk etti. Onun medyadaki fotoğrafları ve şiirleri bana sanki onun istismar edilmiş bir çocuk olduğu hissi vermistir. Evet belki biraz arkadaşinizin bahsettiği ego duruşuna sahip olduğu söylenebilir acılı. Naif. Anlaşılamayan.kendini ifade etmek için çabalayan başaramayınca çamura yatan. Belki bunlar onu hasta etti, sonunu hazirladi. Ama bir derdi vardı hayatla. Sanki dünyada herşey normalmis gibi davranan kendinden bir haber kendini erdemli sanan insanlarla ...Ama yolunu kaybetti sanırım sisli bulanık yollarda.Ama şu var ki sevgiyle hatirlanmayi hak ediyor .

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 6 gün 18 saat önce #217

Geçen ay şair Küçük İskender vefat etti. Yolu ışık olsun. Geçenlerde internette haberlere bakarken onunla ilgili bir sayfaya denk geldim. Hakkında yazılanları okudum. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi son sınıfta okulu bırakmış. Ardından İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümüne girmiş, 3 yıl sonra bırakmış.
Vay canına, dedim. Benden başka deli de varmış. Düsseldorf Hukuk fakültesinde bölümü tamamlayıp bıraktım. Öncesinde Berlin'de sırasıyla endüstri mühendisliği, uçak mühendisliği ve felsefe dallarından terkim. Hayatım terk etmekle geçmiş, şimdi görüyorum. Sadece üniversiteyi değil, başka birçok şeyi ve kimseyi.
Küçük İskender'in yazılarıyla eskiden, 2010'larda, zaman zaman facebook'da karşılaştım. Sivri dilli ama samimi bulurdum kendisini. Tam benlik derdim. Dürüst yazıyor, ona buna çomak sokarak yazıyor. Maskesiz yazıyor. Kendine sadık yazıyor. En azından benim bildiğim kadarıyla. Daha farklı yönleri kesin vardır. Kendine sadık deyince aklıma Çöl Babalarından bir deyiş geliyor.

Abbas Neilos der ki: „Şifanın başı kendini sorgulamaktır. Erdemli olanı değil kendi gibi olanı büyük görmelisin.“

Bence de. Erdem maymunları sürüsüyle var ama kendi gibi olan pek insan tanımıyorum ben. Buna ben dahilim. En dürüst halim sivri dilli anlarım. Hepimiz göstermelik bir rolde, kendimizi sergilemelerde, polyannalarda kayıbız. Kendi gibi olmak gerçekten ender bir cevher. Mevlana zamanında demiş:

Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün.

Küçük İskender'e yönelik bir anım daha var. Beni şahsen tanıyan bir Mucizeler Kursu öğrencisiyle konusu geçti Küçük İskender'in. "O tam bir ego" dedi karşımdaki. Acaba mı diye içimden düşündüm. Dünyanın çarkıyla alay etmek, insanların ahmaklıklarını malzeme yapmak ego ise, günümüz spiritüel soytarılarına ne demeli? Spiritüel ego bizlerle daha beterini yapıyor. Küçük İskender'in egosu spiritüel egonun yanında adı gibi küçük kalıyor. Spiritüel ego hepimizi alıp parmağında oynatıyor, bizlere bir yandan abuk subuk seminerler yaptırıyor hakikat adına, bir yandan o seminerleri doldurtuyor; cebimizdeki paraları bilmem ne terapistlerinin cebine doldurtuyor onlar da hiç çekinmeden alıyor hakikat adına; kendini sergilemeyi seven ve alkışlanmayı hatta tapınılmayı bekleyen abuk subuk insanlara hayranlık duymamızı sağlıyor kendimizi de tapılası göstermemek için en ufak bir fren mekanizmamız işlemiyor; ruhsallıkla alakası olmayan şeylere ruhsal damgası bastırıyor, yaptığımız birkaç ruhsal deneyim yüzünden kıçımız kalkıyor kendimizi seçilmiş sanarak; hele ukalalık dizboyu zihninlerimizde. Tevazu denilen şeyi öyle tersine çeviyor ki spiritüel ego, en şeytani kibir tavan yapıyor, biz kendimizi dünyanın en alçakgönüllü insanı sanırken. Bugün yükseltiğimizi yarın ayakları altına almamız spiritüel egolar arasında yaygın bir fenomen. Bu tür salaklıklarımız saymakla bitmez.. Spiritüel yol iyi güzel de, yolun tuzaklarına yapışmış bir sinek gibi debelleşenlerle dolu bu yollar. Karma, kader, yazgı, önceden belirlenmişlik, her şey mükemmel tezahür eder diye laf atanları duyar gibiyim. Elbette. Bu laflar bende de var. Ama eğri oturup doğru konuşalım ve adını da koyalım lütfen gördüklerimizin. Nasıl geceye gece, gündüze gündüz diyorsak ağa yapışmış bir sinek için ağa yapışmış bir sinek demeliyiz. Özgür, kendi halinde uçan bir sinek demek saçma olur.
Yine bir Çöl babasının deyişi aklımda:

„Azimle insanlardan kaç; ya da onların arasındayken dünya ve insanlarla alay eden bir deli gibi ol.“

İşte bu. Küçük İskender az çok bunu yaptı. Alay etti. Hem kendisiyle hem dünyayla. Bir insanın kendisiyle alay etmesinden daha faydalı bir şey yok. İçine bir de dünyayı ve diğer insanları kattık mı al sana faydanın alası. Kimse kendini ciddiye alıp önemsemesin. Hepimiz bir avuç toprak olup gideceğiz. Ama bugün ama yarın. O ana dek yokuz bile. Hiç olmadık. Geçen biri bana hatırlatma yaptı: beden yok ki. Doğru. Ama bu boyutta varız. İnancımız var. Hem de bu öyle katı bir inanç ki, spiritüel ego ondan besleniyor çaktırmadan. İnkar etmek ahmaklıktır. Rüyadayız ve kendisini gerçeksanan mahlukatlarız. Doğru ve esaslı bir deneyime sahip olmadan bu sözleri söylemenin kime ne faydası var? Abuk subuk bir rüyadayız madem, o halde haddimizi bilelim, ruhumuzu dünyanın sapıklığına daha fazla karıştırmayalım. Spiritüel yol bunu gerektirir. Bu yüzden oruç tutmak gerek. Boğazdan ziyade dünyadan. Herkes yapışmış birbirinin kıçına spiritüel eylem peşinde hakikatı istediğini iddia etmekte. Külliye yalan. Dr. David Hawkins doğru tespit etmiş:

Hakikati bilmek istediğini iddia eden insanların sadece %35'i bunu gerçekten istiyor. Geriye kalan %65'i hakikati bilmek istemiyorlar; onlar sadece kendi inançlarının teyit edilmesini istiyorlar.

Spiritüel deneyimlerle ilgili bir de Tanrı'yla konuştuğunu iddia edenler var. Bu da imkansız. Mucizeler Kursu'nda Tanrı'nın bu dünyadan haberi yok diye yazar örneğin. Konuşan Kutsal Ruh, İsa veya ruhsal alemdeki gelişmiş ruhlar. Birçoğu astral alemle olan deneyimleri Tanrı'ya veya kutsal varlıklara mal etmekte. Spritüel egonun düştüğü tuzaklardan biri de bu. Kutsal Ruh'un sesini duydum diye iddia eden biri, daha kendine gelmeden bir bakmışsın saldırıya, ayrılığa, küçümsemeye yelteniyor. Bunun neresi kutsal neresi doğru neresi arınmışlık? Hawkins şunu söyledi:

Aydınlanmış varlıklar Tanrı'nın onlara konuştuğunu veya sözlerle onlara döndüğünü iddia eden deneyimlerden bahsetmezler.

Dönelim yine Küçük İskender'e. Bir şiirini anımsadım. Okuduğumda pek eğlenmiştim. Hani bilirsiniz kesin; eski sevgililer yeni düşmanlar ayrılırken her biri kendini bulunmaz hint kumaşı sanır ve diğerini suçlar ya; ah, ne trajikomiktir bu haller. Her insanın yaşantısında böyle bir anı var. Kimse inkar etmesin yoksa burnunuz Pinokyo'nunki gibi uzar. İşte böyle bir ayrılığı konu edip şunu yazmış şair kardeşimiz:

Bana benden iyisini bulamazsın diyen sevgilim. Ne gemiler yaktım ben, kıçı kırık bi sandalın lafı mı olur.

Her insanın içinden yazmış bu cümleyi. Herkes bizim ve biz herkesin kıçı kırık sandalı olduk çıktık. Büyük budur işte. Bir lafı öyle oturttu ki, hepimiz aldık nasibimizi. Buna okçular tam ortadan vurmak der.
Ortadan vurmak derken düşündüm de; Türkiye ile ilgili ekonomi haberleri kesin yalan. Türkiye de gündemde olan terapistler ordusunu ben Almanya'da ne gördüm ne duydum. Onların peşinden giden ve onca para ödeyen sürü Türkiye'nin ekonomik krizde olduğundan ya habersiz ya da gerçekten Türkiye'de refah o denli ki büyük ki, soluğu bulan kendini terapiste emanet etmekte. Mesele demek ki para değil. Onca iş güç ve para arasında doğru soluğu bulmak tüm mesele. Türkiye de özel bir yuva var sanırım. Hani arı yuvası gibi. Eşek arısı da olabilir bu. Yakında doğru osurma terapistleri de çıkarsa meydanlara hiç şaşmam. Toplu seminerlerde birileri karnımızın üstüne çöker, kıçımıza huni takar biz de doğru gaz çıkarma yöntemini öğreniriz. Bir bu eksikti. Nasıl yaşamışız onca zaman doğru gaz çıkarmayı bir uzmandan öğrenmeden önce? Atalarımız ne yapardı acaba gaz konusunda, merak ediyorum doğrusu. Bir seminer odasında toplu gaz çıkartma görüntüsünü düşenmek bile mahvetti beni. Kokusu burnuma geldi sanki. Benim için işte diğer bilmem ne terapileri de farklı değil. Hepsi aynı egonun, daha doğrusu spiritüel egonun ayartması, yalanı, işgüzarlığı, aldatmacası. Ahmaklık diz boyu. Tek çare: sağduyunu kullan ve düşün bakalım bu kadar çok kişinin peşinden koştuğu bir şey, dünyanın bu kadar çok desteklediği bir şey, insanları bu kadar çok kendini beğenmişliğe iten şey gerçekten bir çıkış yolu olabilir mi?
Al Mucizeler Kursu kitabını, mümkün olduğu kadar çek dünyadan ilgini ve kendini, susmayı öğren, tartışma, kimselere karşı misyonerlik yapma, dersleri uygula ve gör neler oluyor. Eğer olmuyorsa bir şeyleri yanlış yaptığındandır.
Benim de canım İskender gibi yazmak istiyor bugünlerde. Veyahut Can Yücel gibi. Hani bilirsiniz. şu ifadesini:

Bana şiirlerinde küfür etme diyorlar usulsüz. Lan; bu kadar orospu çocuğunu nasıl anlatayım küfürsüz?


Spiritüel yolda yürümenin küfretmeyi dışladığını iddia etmek de başka bir ahmaklık. Bu dünyada zaman zaman küfür etmeyenin sağduyusundan şüphe ederim demek geliyor içimden. Kime ne; Şişeyi taşa çaldım demiş Nesimi. Ömer Hayyam da güzel demiş:

Bu zorbalar ne biçim adamlar dedim? Kurt, köpek, çakal, makal, dedi. Ne dersin bu adamlara dedim? Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi. Benim bu deli gönlüm dedim, ne zaman akıllanacak? Biraz daha kulağı burkulunca dedi. Hayyam’ ın bu sözlerine ne dersin dedim? Dizmiş alt alta sözleri; hoşbeş etmiş derim dedi.


İşte böyle...

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Son Düzenleme: Yazan: Bengü.

MANEVİ FARKINDALIK 1 hafta 6 saat önce #216

Nedenlere dair dusunceleri bırakmış
Tasasız, kendine güvenli,
,,(Bilge kişi ) hiçbir şey yapmaz,
İşi basindan askinjen dahi

Ne umduğu bir şey vardır
Ne de korktuğu
Dingin
Maldan mulkten hür, lekesiz
Yalnız bedeniyle hareket eder

Olan şeyle yetinir
Acı veya zevke bağlı değildir
Ne de basariyls başarısızlığa
Yapar ama
Asla kölesi olmaz eylemlerinin
İnsan bagliliklarindan arindiginda
Ve zihni bilgelige demir attığında
Yaptığı her şey tapinmadir
Ve her eylemi eriyip gider

BHAGAVAD GİTA

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 1 hafta 6 saat önce #215

Sana öncülük edenler derse ki,
,"Bak Tanrının krallığı gökyüzünde"
O zaman gökteki kuşlar olacaktir rehberin
Sana derlerse ki "denizdrdir"
Baliklar yuzecektir önünden
Oysa Tanrının krallığı içindedir senin ve dışında
Kendinizi tanidiginizda taninirsiniz
Ve anlarsiniz ki sizsiniz
Yaşayan babamızın çocukları
İSA

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Sayfa oluşturma süresi: 0.078 saniye
© 2019 Mucizeler Kursu Forum. Tüm haklar saklıdır.