Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanııcı Adı: Parola: Bilgilerim hatırlansın

KONU: Blog sayfasından yazılar

Blog sayfasından yazılar 1 gün 21 saat önce #183

Ne güzel bunu söylemek istedim yazınızı okurken

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Blog sayfasından yazılar 2 gün 1 saat önce #182

Merhabalar
Bu yazıyı yazıp yazmamak arasında gitgeller yaşadığımı itiraf etmeliyim.Yaşadığım deneyimlerimi sözlü ya da yazılı paylaşma gibi bir isteklilik oluşmuyor nedense içimde ama Rehberim Öğretmenim ve Sevgili Dostum Bengü Aydoğdu hariç.O’nun hemen hemen her türlü deneyimimden haberi oluyor..

Mucizeler Kursu ile tanışmam bu yılla birlikte 3 yıl oluyor.3 yıldır dersleri aralıksız uyguladım.Spirütüel arayışım 4 yıl kadar önce hazırlıksız hiçbir ön bilgim olmadan,meditasyonun m’sini dahi bilmez bir halde iken başladı.O yıllarda dibe vurmuş bir halde bir gün Taksim İstiklal Caddesinde dolaşırken bir cafe ya da bir bara girip iki bira içip kendimi unutmaya çalışacakken nedense o gün öyle olmadı ve kendimi ‘’Sahaja Yoga’’tabelasının yazılı olduğu o sokakta buluverdim.Gariptir içeri girme isteği oluştu içimde ve böylece ilk meditasyon uygulamalarıma başlamış oldum.1 yıl kadar Sahaja Yoga da devam ettim sonra ayrıldım 6 ay sonra da Mucizeler Kursu ile tanıştım ve tabi ki Bengü ile..İşte böyle başladı bu macera.

Henüz deneyimlerim ve zihinsel dönüşümüm başlamadan önce spiritüel sayfalarda dolaşıp, okuduğum kitaplardan ziyade bunları deneyimleyenler deneyimlerini paylaşan anlatanlar var mı diye merak ederdim pek de bulamazdım aslına bakılırsa .Bu deneyimleri yaşayanlar varsa ne gibi şeyler oluyordu mesela merak içindeydim o sıralar..Yıllar içinde Mucizeler Kursunun Derslerini aralıksız yapışım ve her fırsatta bu dersleri uygulayışım bana bu anlatılanları deneyimleme imkanını verdi ve zihinsel dönüşümüm hız kazandı Bengü’nün deyimiyle ışık hızı..

Bunlardan bir tanesini paylaşacağım,çünkü zihnin bizi pek çok kez kandırıp,Hakikati arayış arzumuzdan alıkoymak için korkuyla karışık zihnimize atfettiklerinin ne denli hatalı olduğunun altını çizmek gerekti.Tıpkı bir zamanlar benim de aynı hataya düştüğüm gibi.Eğer hiç kimse olursam ve kişiliğimin gitmesine izin verirsem hiçbir şeyi yapamayacağımı,hiçbir fiziksel aktiviteyi artık yerine getiremeyeceğimi mesela işe gidemeyeceğimi vs.sanırdım çünkü zihin yoksa bunlar nasıl yapılabilirdi?

Altı gün önce sabah uyandığımda zihnim gitmişti evet zihnim beni terk edip gitmişti.Çok ilginçti bu durum benim açımdan,düşünmek istesem de düşünemiyor gibiydim.Daha önce hep kitaplardan okuduğum’’düşünceler gökyüzünde dolaşan bulutlar gibidir onlar gelir ve giderler onlara sadece tanıklık et’’ifadesinin ne demek olduğunu deneyimliyordum.İlk defa gerçek manada tanıklık etmenin arasıra gelip giden düşüncelerin hiçbir öneminin ,hiçbir caydırıcılığının,korkutuculuğunun olmadığını,bana hiçbir şekilde etki etmediklerini hiçbir güçlerinin olmadığını anladım.Anladım çünkü bütün gücü onlara ben veriyormuşum onlara inanarak.Ama bir inanan olmazsa düşünce bu gücü nereden alacak değil mi?Bunları hep okumuştum ama deneyimle zihinsel idrakime açılmamıştı.

Bunun tadını çıkardım demeliyim.O gün ilk defa sadece yemek yedim sadece dişimi fırçaladım sadece gökyüzüne çiçeklere baktım.Bu muhteşem sadece bunu söyleyebilirim.Sadece saf eylem kaldı demek istiyorum bu duruma ya da her neyse.Zihinsizliğin hiç kimse olmanın tarifi imkansız sevinci vardı içimde yüksüzlüğün ve huzurun.Sanırım bu durum yani bu deneyim çalışmalarımın meyvesini almaktı ama meyve beklemeden.MESİHİN GÜCÜ’NÜN zihnime iyice yerleştiğini anladım ve Mucizeler Kursu’nun benim için emsalsiz bir Başyapıt olduğu kalbimin derinlerinde bir kez daha yankılandı.Gözyaşları içinde teşekkür ettim KUTSAL BABAMIZA bizi hiçbir zaman yalnız bırakmamış olduğu için bunu henüz her zihin parçası anlamasada.

Bu satırları yazmaya karar verişim sanırım bugünkü ders konumla perçinlendi bugünkü dersimde şöyle diyordu:Ders 166/15.
‘’Onlara ihanet etme.MESİH’İN dokunuşunun herkese neler sunabileceğinin canlı kanıtı ol.TANRI sana tüm armağanlarını emanet etti.O’NUN armağanlarını kabul etmeyi ve MESİH’İN dokunuşunu hissetmeyi seçenin zihninin nasıl değişeceğini kendi mutluluğunla kanıtla.Budur şimdi senin görevin…’’

Gözlem Noktası

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Son Düzenleme: Yazan: Gözlem Noktası.

Blog sayfasından yazılar 6 gün 4 saat önce #181

Düz boyuttan konuşalım birazda. Dünya kötü diyorlar. Esasen dünyanın bir kötülüğü yok. Dünya, yaratılışı ve doğal yasaları gereği döngüsünde. İkilik yasası içinde yaşamlar sunuyor, gelgitler içinde dönüyor. Kötü derken, insanı ve yaptıklarını kastederiz. Yoksa hiçkimse bir fırtına çıktığında ve heryeri talan ettiğinde "ne kadar kötülük dolu bir fırtınaydı" demez. En azından psikolojik olarak fırtınaya insanı özleştirdiği "kötülük" tanımıyla bakmaz. Fırtına doğal bir afettir. O kadar. İnsan ama doğal bir afet değildir. O, kötülüğün taşıyıcısıdır, beşiğidir, yaratıcısıdır. Kötülükte sınır tanımayan insanoğlu ikilik yasası gereği iyilikte de sınır tanımamalı fakat nedense durum iyilik yapmaya gelince ortalık başarısız girişimlerle dolar. Neden? Çünkü insanın gerçek anlamda iyi olabilmesi için başka bir insanı ya da canlıyı kendi çıkarı, rahatı veya refahının üstüne çıkartmalıdır. Eh, bunu yapabilen insan sayısı o kadar az ki, sen de bir avuç ben diyeyim iki avuç insan. İyilik gişirimleri elbette çokça var fakat sabırsızlık, rahata düşkünlük, anlayışsızlık ve elbette ilk başta bencillik gibi etkenler her iyi başlayan iyiliği kursağında bırakır, uzattığı yardım elini geri çektirir. Bu nedenle bir adım ileri doğru giderken iyi insan olma yolunda esasen iki adım geri düşeriz. Zihnimiz yargılarla, kızgınlık ve öfkelerle, nefret ve kinlerle doludur.

Başkalarını hor görmek ve aşağılamak, kendimizi açık ya da gizli bir kibirle üstün görmek, diğerlerini sürekli ötekileştirmek gibi sayısız alçak düşünceler ve davranışlarımız vardır. Bunları elbette az çok biliriz ama hangimiz bunları kendine gerçekten samimiyetle itiraf edecek kadar dürüst acaba? Yine derim ki, pek azımız. Neden? Çünkü hep bir mazeretimiz, bahanemiz ve özürümüz vardır. Hep kendimizin haklı bir yönü vardır. Bense derim ki; haklı olmak yerine huzuru seçtim. Bu seçim beni kavgalardan, yargılardan, kötülüklerden uzak tutar. İçsel olarak. Yine dünyada kötülük görürüm fakat onu benim zihnim desteklemez. Aksine, anlayışımı zorlarım yargılamamak için. Başta bu oldukça zordu. Fakat zaman içinde en kolay şey haline geldi. İnsan ilişkileri gereği hepimiz esasen cehennemin dibindeyiz. Hep çıkar, hep bağımlılık, hep beklentiler, hep korkular, hep yargılamalar ve en önemlisi kör bir cehalet cehennem esaretimizin kalın prangalarıdır. Fakat onları aşmak, çözmek, onlardan kurtulmak pekala mümkün. Çözüm evvela kendimizi önemsememekle başlar. Her şeyi kişiselleştirerek değilde, şahsi bakışı zayıflatmakla başlar. Etrafımda o kadar çok zihni bozuk, davranışları "kötülüklerle" dolu insan var ki, nereye elimi uzatsam nihayetinde elim ısırıklarla geri geliyor. Bunu yapanlar özellikle en yakınımızdakiler elbet. Onlarla yaşam mıntıkamız içinde müşterek cehennemimizi paylaşıyoruz. Fakat birçoğu cehenneme körükle yaklaşırken pek azımız cehennem ateşini söndürmek için eylemde. Bu nedenle dünyanın keder ve sefaleti bitmiyor, acılar sonlanmıyor. Toplum olarak kayda değer bir değişimin olmasını hepimiz isteriz ancak değişim toplumsal bir mesele değil tamamen bireysel bir ataktır. Dünya değişmez. Çünkü ego değişmez. Fakat bizler kendi özümüzü tanıyıp dünyaya farklı bakabiliriz ve tüm savaşlarımızı sonlandırabiliriz.

Kendin için şifa mı istiyorsun? Evvela kendinle barış, dünya ve insanlarla olan içim içim kavgalarını gör ve bırak. Kolay söylenir, zor uygulanır, biliyorum. Fakat tüm çabaya değer. Çünkü kötülüğün yaratıcısının sen, biz olduğunu anladığında gördüklerine zerre kadar destek verememek için elinden geleni yapacağından hiç kuşkum yok. Şayet bunu halen yapmıyorsan, o halde kötülüğün sende olduğunu kabul etmedin demektir. Spiritüel uygulamalar yapmak bir yana dünya ve gündelik hayatımız mihenk taşımızdır. Burada göstereceksin hünerlerini, öğrendiklerini. Gerisi zihinsel akrobasiden öte gitmez.

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Son Düzenleme: Yazan: BenSiz.

Blog sayfasından yazılar 1 hafta 2 gün önce #178

Yanılgı denizinden örnekler...

"Hayal et, gerçek olsun!"
- Senin gerçek olarak tanımladığın şey de rüya aslında. Gerçeğin ne olduğunu bilmeden arzuları maddesel nitelikte manifesto etmek gerçekliğin kanıtı değildir. O sadece daha da derince rüyaya saplanmaktır.

"Niyet ettiğin her şey gerçek olur."
- Niyet... Ne garip bir sözcük. Niyet nedir, niyet eden nedir ve neden niyete gerek duyulur. Varlık denizi niyetsiz varoluştur. Kafa karıştırmayın niyetçiler... :)

"Tanrı'nın niyeti..."
- Bu daha garip bir ifade. Tanrı neden niyet etsin ki? O, ol der olur. Niyette neymiş? Niyet her daim bir isteği, zaman çarkında gelecek bir zamanda bir oluşumu kasteder. Örneğin, bugün bir şey niyet edilir, yarın gerçekleşir gibi. Niyet etmek istemektir. Bir şeyin varolmadığını kanıtlayan bir arzulamadır. Gerçeklik bütünlükse istenilecek bir şey de yoktur. Niyet tamamen ayrık zihnin bir durumudur.Bu nedenle bizlerden kurs istekilik ister. Hayallerimizin gerçekleşmesi için değil elbet. Asla zihinsel boyutta istekle ulaşamayacağımız hakikate uyanmak için. Bu da ruhsal rehberlerin desteği ile ancak mümkündür. Mucizeler Kursu'nun çevirilerinde çokça çevirmen God's Will (Gottes Wılle) ifadesini Tanrı'nın niyeti diye çevirmiş. Doğrusu Tanrı'nın İradesi'dir.

"Biz insanların daha yüksek bir farkındalığa ulaşması için çalışıyoruz."
- İlginç. Bunu nasıl yapıyorlar peki? Seminerler vererek ve kendilerini rehber ilan ederek. Oysa doğrusu şu değil midir? Hiçkimse bir başkasına ne şifa verebilir ne de bir başkasını değiştirebilir. Kurs der ki; örnek olarak öğret. Örnekleri görelim haydi bre... ;)

Allah aşkına, ne yapıyorsunuz? Türkçe olarak kursun tamamı henüz yok. Bu nedenle size anlatılanların ne denli özgün kurs ile uyumlu olduğunu bilemezsiniz. Sürekli bir inanma modundasınız başkalarının anlattıklarını dinlerken veya yazdıklarını okurken. Buna benim yazılarım da pekala dahildir. İnanmak, ne doğru bir uygulamadır ne de kursun amacıdır. Elbette iman ederiz. Fakat herhangi birinin dediğine değil, İsa'ya, Kutsal Ruh'a veya başka bir ruhani rehbere inanırız. Yabancı dillerde kursu okuyanların ve kursu para kazanmak için kullananların sözleri ve eylemleri ne denli etkili olabilir, hiç sorgulamaz mısınız? Hayal kırıklıkları ile dolu mesaj kutularım. Oraya gittim şu kadar para ödedim ama bir deneyim gelmedi; buraya gittim çok zaman harcadım ama bir şey olmadı... Ne olmalı ki? Alnımızda üçüncü göz diye bir ışık belirmiyor, kıçımızdan kanatlar çıkmıyor. Yalnızca içsel görüşümüzle inanılmaz bir sonsuzluğa ve ışığa dalıyoruz. Yalnızca mı dedim? Elbette sadece o değil. O kadar çok farklı dönüşüm semptomları var ki, saymakla bitmez. Fakat hiçbiri: "Hadi hemen seminer ver para kazan" semptomunu içermez.
Fakat ne der kurs? Yanılmak isteyen yanıltmalıdır...
Hodri meydan...
Halk dilindeki şu deyim de fena değil esasen: "Kedinin olmadığı yerde fareler çirit atar."
Oysa biz ne kediyiz ne fare. Biz, onları zihinde gerçekmiş gibi yapanız. O halde bana ne kediden, bana ne fareden. Ben, onları yapanla meşgulum...
Sevgi ola...

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Son Düzenleme: Yazan: BenSiz.

Blog sayfasından yazılar 1 hafta 3 gün önce #177

"Sen çok özelsin. Senin bir ikincin yok. Kendi değerini bil."

Bu cümleye pek sık rastlarım spiritüel konuları işleyen sayfalarda, metinlerde ve kitaplarda. Eskiden, Mucizeler Kursu ile karşılaşmadan önce, bana da yararı olmuştu, inkar edemem. En azından kendimi küçümsemekten ve yetersiz görmekten bir gıdım uzaklaştırmıştı. Fakat ötesine götürmemişti beni bu tür cümleler. Şimdilerde ise bu cümlenin anlamsızlığını inkar edemem. Özel olmak egonun kalesidir. Her şekliyle. Bu nedenle herhangi bir şekilde biri bana "sen özelsin" dediğinde zihnim "yanılıyorsun" diye yanıtlar. Bazen bunu açıkça söylerim. Çoğu zaman yalnızca susar gülümserim. Kibirimden değil. Karşımdakinin vereceğim cevabı henüz almaya hazır olmadığındandır. Bu neye benzer? Bir ilkokul öğrencisine lisenin derslerini anlatmak gibidir. Bu nedenle öğretmeye pek meraklı olana şunu söylemek isterim: Dur hele bi. Öğrenci alt yapısını oluştursun, yol alsın. Senin öğretme isteğin ve tutkun ile karşına çıkan öğrenci muhtemelen yalnızca senin egonu tatmin etmeye yarayacaktır. Hatırla. Mucizeler istemsiz gerçekleşir. Nasıl onları yönlendirmeye çalışmak, onları saptırmaya yol açarsa öğretmenin de kendi çabası ve fikirleri doğrultusunda öğrencisini seçmesi ve öğretmeye başlaması aynı şekilde yoldan düşürür ve her ikisini de yanılgılara sürükler. Egomuzun hakikate karşı ayartma ve yanıltma girişimlerini hafife almayalım. Onu iyi tanıyalım. Bu nedenle kurs bize ilk bölümünde egoyu etraflıca anlatır ve işlevini gösterir. Her ne kadar illüzyon olsa da ego, ona gerçeklik veren bir zihne neye gerçeklik verdiğini göstermek gerekir. Kurs bu bölümlerde bunu yapıyor. Ardından egonun tüm anlamsızlığını ortaya çıkartıyor ve emsalsiz bir mantık ve sağduyulu bir görüş ile yanılgıyı düzletiyor. Yanılgının ilkesi ayrılık ve özel olma inancıdır. Nerede özellik beslenirse orada egonun kıskacında olduğumuzu bilmeliyiz.

Bir grubun önüne geçip bir şeyler anlatan, önder olmaya çalışan çiçeği burnunda öğrenciler var Mucizeler Kursu mıntıkasında. Ve çoğu henüz belli bir olgunluğa erişmeden henüz sahip olmadıkları fakat kendi kendilerine verdikleri bir yetkiyle kursu kendi yetersiz yorumlamalarıyla anlatmaktalar. Böylece hatasız bir eser yanlış yorumlar yüzünden farklı anlayışlara ve bakışlara yol açıyor. Hatalı anlayışlara. Tıpkı kutsal kitap ve metinlerin özünün uzman ya da acemi bilginler tarafından saptırılması gibi. Mucizeler Kursu ne bir dindir ne bir inanç ne de felsefi bir yol. Onun pratiği ve içeriği mükemmel bir uyum içinde öğrencisine tek başına yapsın diye sunulmuştur. İlerlemiş Tanrı öğretmenlerinden anlam ve uygulamaları konusunda destek almak elbette faydalıdır fakat evvela kendi zihnimizin Kutsal Ruh tarafından aydınlatılmasına izin vermeliyiz. Sonrası zaten daha doğru seçimlerle bezenir.
Dersleri uygulamak gerçekten bir efor gerektirir. Çoğumuz unuturuz, önemsizleştiririz veya ezber gibi tekrarlarız. Oysa doğru uygulamanın yol açtığı değişimler öylesi muhteşem ki, onları dile getirmek bir insanın egosuyla anlatabileceği cinsten şeyler değil. Anlatımı ve aktarımı bile kutsal rehberler tarafınfan ilham ediliyor. Ben çoğu zaman: "Aman Tanrım! Yine neler yazmışım!" derim hayretle. Keza Helen Shucman Mucizeler Kursu'nu kaleme alırken içsel diktenin kağıda geçmesinden sonra okudukları onu yalnızca hayrete değil dehşete de düşürmüştür. Kendi akli dengesinin yerinde olmadığına ikna olmaya çalışmıştır fakat tabii başaramadı bunu. Ne de olsa içindeki Kutsal RUH yazıyı ve Helen'i çoktan ele geçirmişti. Elbette Helen buna izin vermişti öncesinde. Bizim iznimiz olmadan Tanrı bile bize karışmaz. Bu böyledir.

Bu nedenle öğretmek bile bizim isteğimizle değil Kutsal Ruh'un ilhamıyla gerçekleşir.

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Son Düzenleme: Yazan: BenSiz.

Blog sayfasından yazılar 1 ay 14 saat önce #171

Uzunca bir zaman buralara seyrek uğrar oldum. Yaşantım, bedensel alemin küçük mıntıkası içinde seyirde. Neden mi? Çünkü, her yerden bir iş, bir imdat çağrısı, bir değişim, bir insan, bir olay, bir mesele doldurdu taşırdı nefes alıp vererek geçirdiğim günlerimi, haftalarımı, hatta evet, aylarımı. Ne senaryo yazmışım ama. İşim olmaz bu hayatla bile diyemiyorum çünkü her anı bana ait. Hepsini ben yazdım. Bunu öylesi kesinlikle biliyorum ki, inkar etmek demek, hayatımın en büyük yalanını uydurmak demek.

Neyse ki, şimdi biraz soluklandım. Aşırı yoğunluk azar azar geri çekiliyor. Sanki dünya beni haftalarca kıskacına almış "gör bak ben kaç bucağım" dercesine beni değil fakat anamı ağlattı dertleriyle, çatışmalarıyla, kavgalarıyla, sıkıntılarıyla. Fakat şu dünya var ya, ne kadar yok desekde, o bir illüzyon desekde bizleri nihayetinde denetim masasına yatırıp, her bir anımızı rüya boyutuna birer mihenk taşı olarak dizmekte. Hani birçoğumuzun ağzına sakız yaparcasına kullandığı "dünya senin, benim, onun, herkesin içinde cümlesi var ya; işte bunu söylerken acaba kaçımız bunu gerçekten böyle deneyimleyerek söylüyoruz? Sizce? Bence pek, ama pek azımız. Çünkü çoğumuzun doğru, hakikat veya birlik adına pek bir deneyimi, dolayısıyla bilgisi yok. Çoğumuzdakiler ezber bilgiler. Bu anlamda zihinde dolaşan o pek anlamlı cümleler demek ki kendimize ait olmayan, hiçbir şekilde bize ilham edilmeyen ezberler. Başkalarının söylediklerinin tekrarı. Zihin demek ki yalnızca bir tekrar aleti. Peki zihin ne zaman tekrar etmekten çıkar? Farkındalık boyutunda. Farkındalık boyutu düşüncelerin erişemediği, hatta düşünme yetisinin durduğu, algının had safhada berraklaştığı ve alıgılananla algılayanın bir şekilde bağlantısının anlaşıldığı bir durumdur. Durum diyorum çünkü bu rüya aleminde bizler sürekli bir durumun içindeyiz. Bir şekilde bedensel algı yaratıkları olarak bedenin bilinmediği ve algının olmadığı bir durum pek mümkün değil. Ancak mutlak aydınlanmada kişilik bilinci tamamen yok olduğunda beden içinden rüyaya bakan Tanrı'ya uyandığımızda tüm durumlar da biter.

Onca yıl içinde tanıştığım veya karşılaştığım onca spiritüel yolcudan yalnızca bir kişiyle tanıştım gerçekten hakikat deneyimine nail olan. Onunla sohbet ederken güç bela deneyimleri dile getirmeyi çalışırız, oysa sussak da olur. Çünkü sohbetimizin %5'i kelamsa %95'i kelamsız. Ruhani boyutun ilham perileri dilsiz konuşturup, akılsız aktarımlara sevk ederler. Kelamı ihtiyacı olana ver derken şüphesiz ilahi ilhamın ulaklarına buyrulmuştur bu. Ulak olmayanın çünkü kendiliğinden hakikat bigisini aktarma gibi bir yetisi yok. Nasıl olsun? Burası hakikatın zıttı, tersi, inkar edildiği yer. Burada hangi kelam anlatabilir efendisi olan zihnin evvela reddettiğini sonra saptırdığını? İşte bir anlatan Mucizeler Kursu ve onun ulakları. Tabii ki, onu da saptıra saptıra yoldan düşürenlerin sayısı muazzam büyük. Neyseki, ego denilen o tuhaf, deli, kaba, fırsatçı, korkak, açgözlü, doyumsuz ve kibirli kişilik fikri hesabı Tanrı'sız yapmakta. Çünkü reddettiği, yok saydığı bir şeyi neden hesaba katsın ki? Baktı ki, anlamadığı tuhaf bir tehlike beliriyor ego ufkunun bir yerlerinde hemen kendi bekçilerini, ulaklarını, savaşçılarını seferber edip anlayamadığı tehlikeyi yoketmek için cephe savaşları açar o tuhaf kişilik fikri. Bir bakarız herkes herkese karşı. Dünyadaki tüm oluşumlar ilk fikrin kuyruğunda oluşanlardır: ayrılık fikrinin.

Ayrılık fikri ortadan kalktığında ego da savunmasız kalır. Uğraşır elbet dünyada virüs gibi dolaşan birlikçi zihinlere zarar vermek, onları yoldan düşürmek için. Tıpkı Buddha'nın aydınlanmadan önce oturduğu ağacın altında iblis Mara'nın gazabına uğraması gibi. Bu durum hepimizin başına gelir ve gelecek iblis Mara'yı deliğinden çıkartacak kadar ruhani yolda ilerlediğimizde. Fakat Mara'nın gazabı yalnızca bir sabun köpüğü eriyip gider içimizde, zihnimizde korku fırtınalarına eğilmeden, yenilmeden devam edersek sonuna kadar. Son ne ki? Şüphesiz ölüm. Bedeninki değil, hayır. Egonun ölümü. Eh, o kadar da olsun. Ne de olsa ego ölümü icat etti. Böylece kendi kazdığı kuyuya nihayetinde düşmeli, değil mi? Fakat oraya gelene dek akla karayı seçtiğimiz de bir gerçek. Yolun başı pek salakımsıdır. Pempe hayallerle yola çıkar, kendimizi hemen peygamber veya ermiş sanırız. Çoğumuz bu evrede koç olur, lider olur, şifacı olur. Üç beş bir şey okudu, uyguladı, öğrendi ya, hemen ermiş oldu; özel yetenekleriyle özel oldu; şifa veren oldu. Amma moda oldu şu koçluk mesleği, değil mi? Her şeyin bir koçu var artık. Koç kelimesi bile falso. İngilizce "coach" kelimesinden gelme türkçeleştirilmiş, böylece esas anlamı kapanmış bir sözcük. Koç, antrenör, çalıştırıcı veya eğitimci demek. Düşünüyorum da, bana antrenörlük yapmasını istediğim birinin dalında uzman olmasını beklemem en doğal tutum. Peki şu koç aleminde neden bu uzmanlık konusuna bu denli laçka yaklaşmakta insan? Çünkü pempe hayallarle kapanmış bir görüşle bakılıyor etrafa. Bunu kendimize itiraf etmekte hayli zorlanırız. Bu nedenle koçlar bizleri kazanır. O pempe bakışda koçu nerdeyse ilah yaparız çünkü. Elbette onlar da bunu hemen dünyaya duyurup kendine taraftarlar, hatta onlardan paralar toplar. O "özeller" mıntıkasında şu cümleyi hep duymuşumdur: "Ben size enerji veriyorum. Enerji asla kaybolmaz, ancak yer değiştirir. Bu nedenle bendeki açığı sizlerde para enerjisi olarak geri veriyorsunuz. Böylece denge korunmuş oluyor."
Bu eski bir argümandır ve günümüzde halen etkin. Belki de hiç olmadığı kadar etkin. Mucizeler Kursu ne der? Kanmak isteyen kandıracaktır. Fakat iç rehberine sığınan, ona seslenen, ondan medet uman ille de doğruya yönlenir. Doğru olan, hakikat olan dünya değerleriyle ölçülmez. Bu gerçeği ister kabul et ister reddet, gerçek gerçektir. Sen kendini kandırabilirsin fakat gerçeği gerçek olmaktan çıkartamazsın. Kanmak, bir labirentin içinde çıkışı bulamadan dolaşmak demektir. Yorulup dolaşmaktan vazgeçtiğinde mucize seni bekler olur. O çoktan oradadır. Sadece senin onu görmeni bekler. Hepsi bu. Hiçbir şey tesadüf değildir. Ve hiçbir oluşum değiştirelemez. Yalnızca tepkiler değişebilir. Çark döner, bizler de içinde ve beraberinde. Başımıza geleni değiştiremez olmamız bizi kurban yapmaz. Aksine, zamanı hızlandırır olayı çözdüğümüzde. Dünya yine aynı döner ama bizler dünyaya kartal bakışı yukarıdan bakar oluruz artık. Dünya kümes olur bize. Kümesde neden kalalım ki zirvelerde özgürce uçmak dururken? Yanlış anlamayalım ama özgürlüğü. Mapusda bile olsak bu içsel tutum bizi dünyanın birçok özgürmüş gibi görüneninden daha özgür kılar çünkü özgürlük bedensel ve maddesel bir mesele değildir. Özgürlük yalnızca zihinde gerçekleşir. Özgür zihin Tanrı'nın vahiysine hazır zihindir. Özgür zihin tüm ezberleri bozandır. Bu nedenle en azından kendini denetle ve duyduklarına "Bunlar ezber mi yoksa gerçekten ilham mi edildi" diye sorgula. İlham edilenin etkisi şüphesiz ezbercilikten çok daha sessiz ve şatafatsızdır çünkü Kutsal Ruh sessizlikte konuşur. Sessizlik Tanrı'nın bekleme odasıdır. Orada ilham olan her şey gerçeklikte kim olduğunu sana açar. Dinlemesini öğrenmek bu yüzden elzemdir.

BenSiz

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Son Düzenleme: Yazan: BenSiz.
Sayfa oluşturma süresi: 0.077 saniye
© 2019 Mucizeler Kursu. Tüm haklar saklıdır.