Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /customers/1/e/3/mucizeler-kursu.com/httpd.www/plugins/system/helix3/core/classes/menu.php on line 89
Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanııcı Adı: Parola: Bilgilerim hatırlansın
Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /customers/1/e/3/mucizeler-kursu.com/httpd.www/libraries/kunena/external/nbbc/nbbc.php on line 343 Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /customers/1/e/3/mucizeler-kursu.com/httpd.www/libraries/kunena/external/nbbc/nbbc.php on line 357 Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /customers/1/e/3/mucizeler-kursu.com/httpd.www/libraries/kunena/external/nbbc/nbbc.php on line 362

KONU: MANEVİ FARKINDALIK

MANEVİ FARKINDALIK 03 Eki 2019 16:01 #266

Son yemek/ilk yemek

Da Vinci'nin son yemek tablosu hakkında bugüne kadar çok şey söylendi. Diyanet İşleri Başkanı ile Patrik'in ilk yemek fotoğrafı hakkında da çok şey söylenecek.
Bu iki resme lütfen dikkatli bakın. İlki çok tanıdık. Leonardo da Vinci’nin meşhur ‘son yemek’ tablosu. Sadece sanat tarihi değil neredeyse insanlık tarihini en çok uğraştırmış eser. Nasıl olmasın? Hz. İsa toplanmış havarileriyle, son konuşmasını yapıyor. Ama ne konuşma: “İçinizden biri bana ihanet edecek!”
İhanet! 12 yüz. 12 farklı reaksiyon. İşte Da Vinci’den ‘o anı’ resmetmesi isteniyor.

***

Leonardo gelenekleri yıkan bir sanatçı. Fakat öylesine titiz ki bir süre sonra işvereninin keyfini kaçırıyor. Çünkü 2 yıl geçmesine rağmen tablo bir türlü bitmiyor. Leonardo’nun yavaşlığı manastır başrahibinin sabrını tüketiyor. Birkaç fırça darbesinden sonra gün boyu ortalıkta gözükmemesi dedikodulara sebep oluyor. Oysa Leonardo her bir havari için Milano sokaklarında bir yüz arıyor. O yüzü önce tüm ayrıntılarıyla zihnine nakşediyor. Günlerce izliyor, sonra da sokaktan bulduğu canlı modellerle resmi tamamlıyor. Aslında tablonun büyük bir kısmı hızla bitiyor. Fakat iki kişinin yüzü eksik kalıyor. İsa ve Yehuda. Peygamber ve hain! İşte bu iki yüzden dolayı Leonardo tabloyu bir türlü bitiremiyor.

***
İkinci yılın sonunda nihayet genç bir öğrencinin yüzünde aradığı hem bu dünyaya hem de öteki dünyaya ait masumiyeti yani İsa’yı buluyor. Geriye bir tek Yehuda kalıyor. Sokaklar, köprü altları, limanlar, barlar, hapishaneler, bakmadık yer kalmıyor. Ama bir türlü ihanetin yüzü yok. Sonunda başrahip, resmi sipariş eden Ludovico’ya Leonardo’yu şikâyet ediyor. “Bitmeyen yalnızca Yehuda’nın başı. Bir yılı aşan bir süredir Leonardo resme dokunmadığı gibi, görmeye bile bir kez geldi.”
Ludovico hemen Leonardo’yu çağırtıyor. Leonardo başrahibin kendisini şikâyet ettiğini anlıyor ve koruyucusuna şu ironik cevabı veriyor.
“Ekselansları bitirilmesi gerekenin yalnızca Yehuda’nın başı olduğundan haberdarlar. Herkesin bildiği gibi, o kötülüğüyle göze batan bir alçaktı. Dolayısıyla günahkârlığına uyan bir çehreyle betimlenmeli. En azından bir yıldır, gece gündüz her gün kentin tüm haydutlarının yaşadığı Borghetto’ya gidiyorum. Ancak henüz aklımdakine uygun kötülükte bir yüz bulamadım. Bu yüzü bulduğumda resmi bir günde bitireceğim. Ancak eğer araştırmam sonuçsuz kalırsa, ekselanslarına beni şikâyet etmeye gelen ve aranan özelliklere tam uyan başrahibin çehresini kullanacağım.”

***

Bu ironik cevap karşısında Luduvico kahkahayı patlatıp Leonardo’ya aramaya devam etmesini söylüyor. Rivayet o ki yaklaşık bir sene daha Leonardo aramaya devam ediyor. Ve sonunda aradığı yüzü bir hapishanede buluyor. Uzun süre hapishanede bulduğu mahkûmu uzaktan izleyerek çiziyor. Hem zihnine hem de not defterine. Ve sonunda oturup bir günde tabloyu tamamlıyor. Olan bitenden habersiz mahkûm nasıl bir resimde yer aldığını öğrenmek istiyor. Leonardo mahkûma tabloyu gösterince mahkûmdan çok Leonardo şaşkınlık geçiriyor. Çünkü mahkûm “Ben bu tabloyu biliyorum” diyor.
Leonardo şaşkın: “Nasıl olur, henüz kimse görmedi, nereden biliyorsun?”
“Bu hallere düşmeden önce öğrenciyken bir manastırda bu tablo için İsa olarak modellik yaptım!”
Mahkûmun cevabı, birçokları için tablonun kendisi kadar önemli. Leonardo için belki de en büyük ilahi oyun.
Kim İsa, kim Yehuda?
Kim inançlı, kim hain?
Kim iyi, kim kötü?

Eyüp Can (Radikal Gazetesi 2012)

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 01 Eki 2019 09:48 #265

Sevgili Bengü teşekkür ederim cevabın için. İçimi okudun sanki. Yazdıklarını acımasız veya sert bulanlar çoğunlukta olur diye düşünüyorum ama çoğunluk ne biliyorki? Senin de yazdığın gibi önce cehennemin içinden geçmek gerek yolun ne kadar zor olduğunu anlamak için. Ben tam içindeyim. bir yandan Mucizeler Kursu okuyor ve İsa ve Kutsal Ruha yakarıyorum. Diğer yandan etrafımdaki insanları ve yaşamımı kendi bozulmuş dengeme rağmen dengede tutmaya çalışıyorum. Çoğu zaman başarısızım ama ümitsiz değilim. Senin önerilerini daha önce okuduğum bir çok yazından biliyorum zaten. Mamafi bilmek yetmiyor. Yılmak yok ama. Devam ediyorum. bugünlerde geçecek biliyorum. Senin varlığın ve yazıların bir nebze teselli benim için. zaten dürüst ve inanılır olan bi sen varsın bunu bilmesende. diğer koçlara olsada param beş para vermem. çok teşekkürler. sevgilerimle

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 30 Eyl 2019 18:29 #264

Sevgili Fatma...
Ne güzel yanıtlamışsın. Esasen sorulan tüm sorulara tek bir cevap var fakat bu tek cevap çoğumuzu tatmin etmiyor: her şey illüzyon, her şey geçici, suç yok suçlu yok, beden yok, günah yok, ilişkilerse ayrılığın eseri ve onlara bizzat yüklediğimiz anlamlar haricinde hiçbir anlamları yok.
Bu konuya ben de Semdal için bir kaç satır yazayım.

Mucizeler Kursu'nu uygulamaya başlayan biri ister istemez arınmanın içine sürüklenir. Gayrı ihtiyarı. Arınma acılı bir evredir. İnançlarımız, düşüncelerimiz değişmeye başlar. Dünya ve yaşantımız anlamsızlaşır. Doğru arınma insanı evvela hiçliğe yönlendirir çünkü içinde bulunduğumuz ve gerçeklik dediğimiz şey hiçlikten başka bir şey değil. Bu hiçliği anlamaya başladığımızda baya sarsılırız. Yaşamlarımızda üstlendiğimiz ve başkalarına atadığımız roller anlamlarını yitirir. Bu korkunç bir durumdur. Anne anne olmaktan çıkar, çocuk çocuk değil herhangi biri gibidir arınmışın görüşünde. Anne-çocuk ilişkisi çok zorlu bir ilişki şeklidir. Kendimden bilirim. Bu yüzden sağlıklı aklı olan çocuk doğurmaz derim. Soy sürdürmek için doğurmanın her hayvanın yaptığı bir şey olduğunu inkar edemeyiz. İnsan da doğa içinde bir hayvandır. Ruhsal anlamda ise, doğmak gibi doğurmak da karmik bir meseledir. Karma, suç ve suçlu, ceza ve hesaplaşma ilkesi üzerinden işler. Karma egodur. Dünyaya doğan her insan Tanrı'yı ve Öz'ünü inkar ettiği için doğar diye öğretir Mucizeler Kursu; ve tabii birçok diğer ikiliksizlik ilkesi üzerinden işleyen yol. Doğmak marifet değil, bir hatadır. Demek ki doğurmak da hata.
Bu anlamda devam düşünürsek, anne sevgisi dediğimiz şey doğal olan bir içgüdüden başka bir şey değil. Hayvanlarla insanların arasındaki fark basittir. Hayvan doğası gereği doğurur, yavrularını besler ve bırakır. İnsan da öyledir deriz ama işin içine düşünce ve inançlar girince mesele değişir. İnsan bir ömür boyu yaptığı ilişki yumakları içinde hem köle hem efendidir. Özellikle anne-çocuk ilişkisi pek köklüdür. Suçlanan anneler veya çocuklarla doludur zihinler. Hiçbiri diğerine gerçekten yaranamaz. İstisnalar var diye düşünen iyi baksın o ilişkiye. Hiçbir ilişki suçtan ve suçlanmaktan muaf değildir, sadece suç derecesi farklıdır.
Mucizeler Kursu'nu uygularken ben de ilişkilerime yönelik sarsıntılar yaşadım, zorluklarla karşılaştım. Hem de çok uzun bir süre. Arınma evresinin sonunda nerdeyse yapayalnızdım. Tabii polyanna oynayıp kalabalık bir çevre edinebilirdim fakat edinmek istemiyordum. İnsanların çoğunun benim için önemsiz olduğunu anladığımda kolaylıkla bırakabildim. Buna ailem de dahil.
Bugün benden doğan insanlarla, beni doğuran insanla veya aile kümesi içinde bulunan fertlerle diyaloglarımın çoğu en aza indirgenmiştir. Diyalog olduğunda da sorunludur. Ben öyle yönlendirdiğim için değil. Sadece alışıldık bir diyalog kurmak istemediğim için bu böyle. Benden bana atanan roller doğrultusunda "uygun" davranışlar bekleyenler nihayetinde hayal kırıklığına uğramalı. Karmik bağların kopuşu sancılı bir süreçtir.
Farkındaysan semdal, annem ve çocuklarım kelimelerini kullanmıyorum çünkü bu sözcüklerin benim için bir anlamı kalmadı. Onları sevmediğim için değil, roller bittiği için. Fakat onlar bu rollerle kendilerini ve beni tanımladıklarından dolayı sorunlar ortaya çıkıyor. Sanıyorlar ki, bu tür ailevi ilişkiler fedakarlığı, anlayışı, yardımseverliği otomatikman içerir. Ruhsal anlamda doğrudur bu. Fakat istedikleri yardım, fedakarlık ve sevgi yalnızca bencil ihtiyaç ve istekleri doyurmak içinse yanlış olur. Kimse bir başkasının hayatının sorumluluğunu üstlenmemeli. Bu yanlış anlaşılan bir yardımseverlik, yanlış bir fedakarlık anlayışıdır. Dostluklar dahi arınmamış her zihinde bencillik üzerinden işler. Hatta arındığını iddia edenlerin maskesi tek bir hoşlarına gitmeyen cümleyle düşebilir. Az yaşamadım bu durumu. Bir an söylediğim bir şey karşı tarafı kızdırdığı için dostluğum hiçe sayılabiliyor. Dünya ilişkileri böyle işler. Fakat bundan kime ne, değil mi? Sanırım zaman içinde vurdum duymaz oldum. Umursamazlıktan değil, dünyadaki, dolayısıyla ilişkilerdeki saçmalığı gördüğüm için. Umursamaz olmak, bana ne zihniyeti değildir; daha ziyade itidal-i dem ifadesiyle tanımlanan bir duruştur.
İtidal-i dem ne demektir? Serinkanlılık, acele etmeden tedbirle iş görmek, aşırılıklardan uzak durmak, olaylar/oluşumlar karşısında sarsılmamak, heyecana kapılmamak, sabırlı ve temkinli olmak demektir. Bu anlamda itidal-i dem üstün bir meziyettir. Bu, bir aşağı bir yukarı inip çıkan tahterevallinin ortasında duran, ne inen ne çıkan bir bilgenin duruşudur. Böyle bir duruşu istemle ortaya çıkartamayız. Bir zihin çatışmalı, çelişkili, korku, nefret, hırs, kibir, kıskançlık doluysa dingin ve sakin duruşa sahip olunamaz. Sadece öyleymiş gibi rol yapılır ancak. Tıpkı günümüz koçlarının çoğunun oynadığı tiyatro gibi. Ruhsal kılıf giydirilmiş koçluk ve eğitmen rollerinde bazen açık çoğu zaman gizli çatışmalar devam eder, hatta spiritüel cazgırlar arasındaki ilişki saçmalıkları daha da soytarıca olur. Tıpkı bugünkü Türkiye'deki Mucizeler Kursu meraklıları arasında süregiden rekabet ve koçluk yarışları gibi. Kimin eli kimin cebinde belli değil.
Hepimiz az çok biliriz; Kapitalist sistem önce ihtiyaç yaratır sonra da o ihtiyacı giderecek bir ürün veya hizmet sunar. Ahmak tüketici ise o suni ihtiyacı karşılamak için donunu bile vermeye hazır olur. Tam bir hipnoz durumu. Geçmiş zamanda ne İsa ne Buda ne de başka bir ermiş örneğin nefesi aydınlanmanın temel bir gerekçesi yapmamış. İnsanın, "Vay ahmaklar" diyesi geliyor değil mi bugünün nefes koçlarının sloganlarını görünce. Onlar için değil, İsa ve Buda pek ahmakmış da zamanında nefes koçluluğunu icat etmemişler. İsa ve Buda nefes eğitimi almadan nasıl aydınlanmışlar acaba, hayret doğrusu.
Bugünün sözümona "ermişleri" çok iyi iş kadınları ve iş adamları artık. Ortak amaçları hep aynı: önce ihtiyaç yarat, sonra birkaç doğal durumu mucize diye yuttur ardından al paraları ihtiyaç sahiplerinden. Gerçekten iyi bir iş.
Gelelim yine senin sorunlarına semdal... Aile içi dramlar ifşa olunca elbette sarsılacaksın. ne sandın? Güle oynaya mı geçecektin kendi yaptığın illüzyonun, yalanların ve suç yığınlarının içinden? Şimdi meseleyi gördün, tüm saçmalık ortada ve sen acı çekiyorsun. İki şık var bu durumda: ya tedirginlikle geçeceksin bu evreden ve acı çekeceksin ya da daha teslim, daha kabullenici, dolayısıyla daha dingin ve sakin olmaya çalışacaksın. Ailende hiçkimseyi sen değiştiremezsin . Onlarla kavga etmene de gerek yok. Bırak, ne halleri varsa görsünler. Mümkün meretebe pek karışma onlara. Anneler için bu zor biliyorum, ama imkansız değil. Ergenlik çağında çocuklarda ego tavan yapar. Bunu anlayınca o abuk subuk saçma sapan tepinmelere ve saldırılara karşı soğukkanlı kalmaya çalış. Özellikle pek sorgulama ve açıklama getirme. Seni anlamazlar. Muhtemelen. Gündelik gereksinimleri yerine getir, hizmetini yap. Göreceksin ki, kısa sürede ortalık yumuşamaya başlar. Senin dirençlerin azalınca arınma daha kolay gerçekleşir. Her şekilde. Dene. denemek ücretsiz. Gün gelir annelik rolünden düşersin, daha rahat olursun. Sevgiler

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Son Düzenleme: Yazan: Moderatör.

MANEVİ FARKINDALIK 27 Eyl 2019 12:24 #263

Sevgili Fatma cevabın için teşekkür ederim. Tabiiki haklısın ama teoride her şey kolay söyleniyor. Pratikte hiçte kolay uygulanmıyor. Bazen her şeyi bırakım kaçasım var. Sonra sorumluyum hayatımdan diyorum ve dayanmaya çalışıyorum. Kursun derslerini uyguladıkça ama en çok ailemden soğuyorum. Pek iyi bir aile tablom yok benim. imreniyorum başkalarına mutlu gibi görünenlere hayırlı evlatları olanlara.yazdıklarını bende düşünüyorum çok kezde okudum ama uygulama zayıf. Davranışları kişisel almamaya çalış demişsin ama bu da mümkün değil. ortalık savaş alanına döndüğünde otomatikman her şey kişiselleşiyor. gerçekten umut vaat etmeyen bir durum. ben bu konuda yalnız olduğumu sanmıyorum. sadece kimse kötü durumlarını dile getirmiyor gibi geliyor bana. herkes sanki spiritüel ustalığa ulaşmış sevgi pıtırcıkları gibi paylaşımlar yapıyor ve dünyaları bal şeker. inanamıyorum ben onlara. hiçbir şey bal şeker değil bu dünyada. bana öyle geliyor. Belki yanılıyorum ve fazla karamsarım ama içimden bir şeyler haklı olduğumu söylüyor. başta ailem insanların bana karşı ne dürüst ne de sevgi dolu olduklarına inanmıyorum. tabii ben de değilim ama en azından çıkış yolu arıyorum. Sevgilerimle

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 27 Eyl 2019 04:05 #262

Sevgili Semdal öncelikle merhaba, evet insanlarla aynı problemi ben de yadiyorum. David Hawkins in enerji titreşimleri frekansında belirttiği gibi bu bir enerji titresim seviyesiyle ilgili. Çünkü bilinçli davranan kendinin ve davranışlarının bilincinde olan insan çok nadir. Hatta bu insanlar soyu tükenmekte olan bir tür diyecegim nrredeyde. Sizler bir şey ifade etmiyor bu aşamada mucizeler kursundaki sözler yani icsellestirmedikce. Ama bu bir zamam sorunu sanırım daha çok yapmak ve bu konuda samimi olmak gerek. Ama benim gozlemime göre bu öncelikle kendimizin algilayisiyla ilgili. Şöyle ki , tüm insanlar tek bir ruh aslında mucizeler kursuna göre bir tekerlek düşün hepimiz tek bir tekerlegin içinde aynı noktadanbaslayan bir çizgi halinde o tekerleği olusturuyoruz. Jung un bahsettigi gibi tüm insanların paylastigi ortak bir kolektif bilinçaltı var. Yani ben ne hissediyor veya dusunuyorsam karşımda iletişimde bulunduğum varlık bunu biliyor anlıyor aslında içinde. Ben emin degilsem şüphelerim ve endişelerim varsa diyelim o kişi hakkında o kişi bunu biliyor aslında. Ve içgüdüsel olarak tepki veriyor . Bu durumda ben davranislarimi gozlemlemeliyim kendime donmeliyim . Ama samimi bir şekilde durutstce niyetimde saglam olmalıyım. Korku duyuyorsam bu korkuyu sevgiye donusturmeliyim. Ve bu durumu hissettiklerimi içimdeki asıl bana ruhuma havale etmeliyim .Bu konuyu sana havale ediyorum. Yol göstericiligini talep ediyorum diyerek kendi icimde belki bir noktaya odaklanarak içumdeki değişimleri belli belirsizde olsa isaretleri takip etmeliyim. Tabi bir de şu var bazı pratikleri hayata sokmak gerek enerji alanlarını temizlemek cakralari açmak için yogayi düzenli yapmak gerek ki ozumule bağlantıda kalalım. Sana söyleyebileceğim şeyler bunlar . Korkma, korkuyla hareket etme içindeki endişeyi içindeki kutsal ruha havale et. Ona sığın. Ne hissettiklerini bundaki kendi yanlış algilayislarinin farkında ol. Zamana bırak. Davranışları veya sözleri kişisel algilamamaya çalış .
Sevgilerimle,

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 26 Eyl 2019 17:59 #261

Benim bir sorum var. Çocuklarımızla ilişkimiz nasıl olmalı? İlişkimiz sorunluysa nasıl düzeltebiliriz? Mucizeler Kursu'na başladığımdan beri her şey daha kötü oldu sanki. Ben iyi davranmaya çalıştıkça karşımdaki yani çocuğum daha asi oluyor. Ben kursun önerilerini güncel yaşantımda yapamıyorum. Etrafım sorunlu insanlarla doluyken sadece benim isteğimle ilişkilerim düzelmiyor. Acaba bu sadece benim sorunum mu yoksa başka arkadaşlar var mı benzer problemlerle başa çıkamayan? Birileri cevap verirse çok sevinirim.

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

MANEVİ FARKINDALIK 22 Eyl 2019 06:18 #258

İnsanlık tarihi dediğimiz şey ne ki?

Dünya, bedenler, enerjiler, hatta affediş bile illüzyonsa, o halde birini diğerinden üstün veya daha "spiritüel" görmeye gerek yok. Mucizeler Kursu bize dünyaya ve bedenlere baktığımızda algımıza düşen şeylerin birbirinden hiçbir farkı olmadığını öğretir. Hatta "canlı" bir elin "cansız" bir masadan dahi farkı yok diye yazar derslerin ilk bölümünün başlarında. İnsanın kendi "canlı" ve "düşünen varlık" tanımlamasına ters düşen radikal bir bakışaçısı bu. Evet; kurs radikal bir dönüşüm aracıdır. Ne bahaneye ne mazerete ne de illüzyona azıcık hakikat getirmeye yer vermiyor.

Mucizeler Kursu korkunun gerçek olmadığını yazar. Sevginin zıttı yoktur der. Fakat başka bir yerde sevgi asla rüyaya gelmedi der. Rüya olan dünya sevginin ürünü değil. Ve gerçek sevginin vuku ettiği bir alan da değil. Sevgi diye adlandırdığımız duygusal oluşumlar en iyi şartta sevginin rüyasıdır. Kurs bize şu dönüşümü sunar: dehşet ve korku dolu nefret kabuslarını sükûnet ve huzur dolu sevgi rüyalarına dönüştürür. Biz izin verirsek...

Nasıl mı? Algılarımızı Kutsal Ruh'un "bakışına" teslim ederek ve dönüştürülmesine izin vererek. Bu nedenle kurs bize dünyaya bakınca yalnızca iki şey görürüz diye öğretir: ya sevgi ya da sevgiye çağrı.

En büyük kötülüklerin temelinde çünkü en derin sevgi yoksunluğu ve korku yatar. Bu, sevgiye çığlık çığlığa bir çağrıdır.

Bir insan ne denli "kendini ve bedenini önemsememeyi" öğrenirse o denli "kendini koruma ve savunma" mekanizmalarını alteder. Hastalığın gerçek olduğuna inanmak ve hastalığın sonuçlarından korkmak, kendimizi, özellikle bedenimizi ne denli önemsediğimizin bir kanıtıdır. Tüm ilişkilerimiz "özel" olma ihtiyacı doğrultusunda oluşur. Kişi olmakla beraber temsil ettiğimiz "özel insan" imajıyla özelliğimizi teyit edecek kişilerle tanışlık eder, bağlantılar kurarız, hatta onlara önderlik ederiz. En köklüsü, içine doğduğumuz aile ilişkileri, en zorlusu ömür boyu süren nefret ilişkileri ve arada sayısız nitelik taşıyan duygusal ilişkilerdir. Sevgi ve aşk ilişkisi "özel" olmanın ıspatıdır örneğin. Biri "özel" sevilir, biz "özel" seviliriz. Spiritüel anlamda her ilişki bir öğrenim durumudur fakat dünyevi oluşumlarda ilişkiler araç değil amaç olur. Mucizeler Kursu bu bakışımızı düzeltir. Özellik duygusu ve arzusu her insanın içinde derin bir bataklık gibidir. Ne kadar çok teyit edilirse o denli içine çeker zihni. Kısır bir döngü.

Elbette kursu uyguluyoruz diye tüm ilişkilerimizden vazgeçmemiz beklenmez. Yalnızca onların ne olduğuna dair yeni bir yorum uyanır zihnimizde. Tüm ilişkilerin temeline affedişi yerleştirir Kutsal Ruh. Fakat bunu sağlarken suç unsurunu gerçek yapmaz. Dünya bakışıyla bir insan çok kütü bir şey yapmış olabilir. Kutsal Ruh'un bakışıyla ama gerçeklikte bir şey olmamıştır. Bu, iyi eylemler için de geçerlidir. Sadece bir rüya görüyoruz olur Kutsal Ruh'un açıklaması. Rüyaya bak ve onun ne olduğunu anlayarak onu geç, der. Yapman gereken eylem sana söylenecektir, der. Rüyada gördüklerinin hepsini sen yaptın, der. Dünyaya aynen yaşadığın yaşamı yaşamak için geldin der. Senaryonda oluşumları değiştiremezsin ama tepkilerini her an değiştirebilirsin, der. Rüyadayken daha iyi bir rüya görmenin tek yolu, rüyacının zihnindeki yorumu değiştirmektir, der. Bu anlamda zihinsel dönüşümle beraber "yeni bir dünya" inşa etmiyoruz. Bu mümkün değil. Ve, gerekli de değil. Bunu savunan tüm spiritüel fikirler dünyanın gerçekliğini dolayısıyla yaşanası bir yer olduğunu doğru kılar. Oysa bizim işimiz dünyayla değil. Dünyayı daha yaşanası bir yere dönüştürmek rüyaya hak etmediği bir önem vermek olur. Dünya diye bildiğimiz alandaki tüm oluşumlar çoktan oldu bitti zaman yazılmadan önce. Biz çoktan bitmiş olan bir yolculuğu yapıyor gibiyiz, der Mucizeler Kursu. Rüyaların temelinde işleyen tüm yaşam senaryoları gerçekdışı olduğu gibi değiştirilemezler. Tek değişim iki şık içerir: devam uyumak ya da uyanmak. Uyanmadan önce ama korku ve vahşet dolu kabusları önce güzel rüyaya dönüştürürüz. Affedişin işlediği ve suçtan kurtulmuş olmanın rüyası güzel rüyadır. Daha sağlıklı, daha güzel, daha sevecen, daha başarılı, daha spiritüel, daha neşeli, daha, daha, daha... değil. Kişi olarak başkaları için en "çekilmez" halde olabiliriz. Dünya döngüsüne kayıtsız kalan, ölümlere ve kötülüklere üzülmeyen, insanlarla pek konuşmayan, kimselere "özelden" yanaşmayan, dünya fikirlerine tek bir yatırım yapmayan yalnızlık abidesi bir münzevi olarak yaşayabilir ve bu durumda kurtuluşa en yakında olabiliriz. Diğer yanda herkese şirinlik taslayan, yardım etmeyi seven ve yardımını esirgemeyen, bolca sevgi sözcükleri sarfeden, insansız olamayan, hep muhabbet hep ilişki arayan biri olarak da tam bir kabusun merkezinde olabiliriz. Yardım etme hevesi bile prangadır, çünkü yardım edilmesi gereken bir oluşumun gerçek olduğuna inanıyoruzdur.

Doğru eylemin psikolojik değerlendirmelerle değil yalnızca Kutsal Ruh'un yorumuyla ortaya çıkacağını vurgulayalım yeniden. Bizim doğru ve iyi bildiklerimiz çünkü ne doğrudur ne iyidir. Bu bilgilerin ve yorumların temelinde benlik fikri yatar. Kutsal Ruh'un yorumunda tek amaç zihni dünyaya bağlayan her inançtan, her fikirden kurtarmaktır. Bu nedenle kursun temelinde şu ilke yatar: bu dünya ve bedenler yoktur! Dolayısıyla, onları gerçek yapan her fikir yanlıştır.

Dünya illüzyonunu aşmış zihinler bedene yönelik anlık gereksinimden öte yatırım yapmazlar. Hatta beden kendi kendine doğal işlevselliğini en iyi şekilde yönlendirir zihnimiz arık olunca. Bizim, bedenin hakkında düşünmemiz gerekmez. Tıpkı nefes alıp vermek gibi doğal işlevsellik kendiliğinden oluşur. Bedenin sağlığı ve süsü zihni rüyada tutsak tutan benlik fikrine aittir. Benlik fikri tamamen yokolmadığı sürece de bu durumdan kurtulamayız. Bu nedenle radikal bir dönüşüm gerek. Bu nedenle ruhani rehbere ihtiyacımız var çünkü insan spiritüel lider veya öğretmen olarak ruhani rehberin kişiliksizliğine ve bilgisine henüz varmamıştır. İnsanlık tarihinde egodan tamamen feragat edenlerin sayısı bir avuç dolusunu geçmez. Fakat insanlık tarihi dediğimiz şey ne ki zaten? Bir anlık rüya...

Bengü Aydoğdu

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Son Düzenleme: Yazan: Moderatör.

MANEVİ FARKINDALIK 22 Eyl 2019 06:06 #257

Ödevine %100 odaklan!

İnsanlık tarihinde hakikatı anlatan binlerce, yüzbinlerce hikaye var. Onlardan birinde insanın spiritüel zirveye varmasında eylemin kendisinin değil sadece eylemcinin duruşunun önemli olduğunu anlatan bir hikayeyi sizlere aktarmak isterim.

16. yüzyılda yaşayan Eknath adında bir azizin hikayesidir bu. Eknath, muhasebe işlemi üzerinden hakikate varmayı başardı. İstemsiz ve hesapsız. Eknath bir ashramın muhasebecisiydi ve ashram yöneticisi, o günün para biriminin % 100 doğru tutulmasında ısrar ediyordu. Bir akşam saat 5 sularında, Eknath kasayı kapatırken son sayımında tam olarak bir Paisa (para birimi) eksik olduğunu fark etti. Bunun üzerine oturdu, baştan itibaren tüm kitapları tekrar gözden geçirdi. Bütün parayı üşenmeden birkaç kez saydı, tüm makbuzları kontrol etti ve her ne olduysa tek tek kontrol etti. Gecenin dördünde ansızın hatayı buldu. Ve hatayı bulduğu an, aydınlanışa ulaştı. O günden sonra Eknath'ın öğrencileri olmaya başladı. Bir gün, Eknath epey yaşlanmıştı, öğrencisi olmayan, aksine tersi olan biri ona geldi. Gelen Eknath'a hakaret etti ve ona tükürdü. Tam 108 kez ona hakaret etti. 108 kez üzerine tükürdü. 108. incisinden sonra Eknath elini kaldırdı ve hakaretçi aniden bilinçüstü bir deneyime ve Tanrı'nın vizyonuna sahip oldu. Buna tanık olan Eknath'ın öğrencileri ustalarına sordu: " Usta, size yıllarca hizmet ediyoruz. Bize Tanrı'nın vizyonunu vermedin. Bu kişi sana hakaret etti ve tükürdü. Biz her gün kutsama yapıyoruz ve sana para, pirinç ve çiçekler veriyoruz ve bize henüz Tanrı'nın bir vizyonunu vermedin. Bunu neden yapıyorsun?"
Eknath cevap verdi," Bu kişi her ne yaptıysa % 100 bana odaklanarak ve söylediklerini aynen kastederek yaptı. Bana aynı odaklanma ve güvenle ibadet ederseniz, o vizyona sahip olursunuz. ”

Demek ki, ne yaptığımız değil nasıl yaptığımız elzem. Demek ki, yaptığımıza tam bir odaklanmayla, tam bir güven ve inanç besleyerek bilincin sığ sularından derinlerine dalmamız mümkün. Bulaşık yıkarken bile aydınlanış mümkündür. Kanıtlar ortada: spiritüel kaftan giydirilmiş nice eylem ve metod kişiyi aydınlanışa götürmüyor günümüz dünyasında çünkü bu tür eylemci zihinler eylemin kendisinden hariç her şeye odaklılar; özellikle kendilerine. Eylemde iyi bir poz verip vermediklerine, öğretmenlerin aferinlerine, sıradışı deneyim beklentilerine ve sonuca odaklı olanların dağınık zihinleri has eylemin bağımsız nokta odağını ıskalamak mecburiyetindeler. Hikayedeki muhasebe eylemi kutsal bir eylem değildir, fakat o eyleme odaklanabilen zihin kutsaldır. Egosal zihnin doğası gereği karmaşası ve çatışmaları doğru ve has odaklanmaya engel olur. Dolayısıyla, her ne yaparsak yapalım, yaptığımıza tam bir güven ve odakla yaklaşırsak kutsal zihin ortaya çıkabilir, ansızın ve beklenmedik bir şekilde. Fakat, odağımız kişisel çıkar ve beklentilerle donanmış olursa, ki, buna aydınlanma arzusu da dahildir, ego-zihnin hükmünde kalışımız kaçınılmaz olur. Şimdi tekrar nefes al ver. Yeniden yoganı yap. Yine Mucizeler Kursu'nu oku. Meditasyona yeniden başla. İşini yap. Evini temizle. Ne yaparsan yap, tümünde tek bir başarı noktası var: kendini unuturcasına yol alırken ödevine %100 odaklan.

Bengü Aydoğdu

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Son Düzenleme: Yazan: Moderatör.

MANEVİ FARKINDALIK 24 Ağu 2019 14:37 #248

Tüm zevahir/dış görünüş geçicidir ve dolayısıyla da ortadan kaldırılabilir, fakat safi farkındalık olan hakiki Özün, zamandan bağımsız bir şekilde mevcuttur ve değişmezdir. Tüm görünüşleri kaldırabilir, bir kenara itebilir veya atabilirsin, geriye atılacak hiçbir şey kalmayana dek. Hatta atma kavramının kendisi de yok olup gider.

Nihai olarak, 'ortadan kaldıran kişi' nin kendisi de çözülür gider ve görürsün ki, kavramların ötesinde Olan, zamandan bağımsız bir şekilde mevcuttur. İşte senin Özün, o değişmeyen farkındalıktır. Hakikat budur.

~ Mooji

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Blog Yazıları 24 Ağu 2019 14:12 #247

Uyandım
Ve hiçbir şey ayni değil
İlk kez
Gözlerimi açıyorum
Bana ait bu gözler
Uzun zamandır görerek inandığı
Ve gerçek olarak bildiği
Her şeyin
Sahte bir rüyadan başka bir şey olmadigini anlıyor
Sonra parlak bir yıldız gibi
Ölüm meleği
Yaşam meleği oldu
Ve ruyami dönüştürdü
Bir korku dramindan
Keyifli bir komediye
Şaşırdım ve sordum meleğe
Oldum mu?
Cevap verdi:
Evet simdiye kadar geçen yillar boyunca
Kalbinin çarpmaya devam etmesine rağmen,
Zihnin bir yanilsama mezarında uyuyordu
Tanrisalliginin bilincinde olmadan
Artık kalbin çarparak
Ve bedenin nefes alarak,
Zihnin cehennemden uyandı.
Yeniden hayat buldun, gözlerin
Seni bekleyen güzelliklere hayran kalıyor
Tanrısal farkındalığın uyanıyor
Varlığındaki tüm sevgi
Nefret ve korku terk edilmiş.
Suçluluk ve utanç gitmiş.
Ruhun bagisliyor
Tanrisalligin yasiyor.
Büyülenmiş gibi bakan gözlerim meleğe bakıyor
İçimde uyanan gerçeği anlıyor
Seve seve teslim oluyorum
Kosulsuzca
Alcakgonullulukle kabul ediyorum
Ölümü ve yaşamı
Tüm iddialarimi cehenneme gonderiyorum
Ve yeni gozlerimle,
Sonsuz sevgimi goruyor, ayrılıyorum
Don Miguel Ruiz
Korkunun Otesi

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Sayfa oluşturma süresi: 0.254 saniye
© 2020 Mucizeler Kursu sayfası KulturGuru Ekibinin bir projesidir. Tüm haklar saklıdır.