Gönderen Konu: BEN  (Okunma sayısı 779 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Rahşan

  • Newbie
  • *
  • İleti: 5
BEN
« : 15 Nisan, 2017, 02:31:16 »
Bir tespitimi paylaşmak istiyorum. Ki, bu kendime yaptığım bir tespittir. Kimseye yargı, yergi değildir; haşaa.
Kursun içselleştirilmesindeki temel handikaplardan biri, yine kursun tedavi etmeye çalıştığı dualite sorundur. Hikayeler, kıssalar, telkinler, yorumlar, açıklamalar çoğunlukla dualite temellidir. Hep iyi/kötü, yanlış/doğru, onlar/bizler, ego/ben, TANRI yolundan şaşanlar/ TANRI OĞULLARI.... Hep ikilik, hep ötekileştirme ve ötekini red ediş...

Oysa ( tekrar altını çiziyorum: bu kendime tespitimdir; kimseye yergim değildir; ki, bu haddim de değildir ) öğrenci sadece ve sadece BEN kelimesine odaklanmalı. Olmuş ve olacak başka hiçbir kavram yokmuşçasına. Ki, bence zaten yok. Benim varmak istediğim menzil bu.

Yanılan/doğruyu bulan yok, acı/mutluluk yok, yanlış/doğru yok, benden içeri/benden aşkın bir EGO yok. Hepsini ben yarattım. Tüm algıladıklarım benim marifetimdir. Buna EGO da dahil. Ki, algı en büyük yanılsamamdır. Algıyı kesebildiğim noktada bir çok şeyi halletmiş olurum.

Asıl odaklanmam gereken BEN duygusu, BEN'İM bilincidir.
Dünya yok, kimse yok, hiç olmadı. Olamayanla savaşmaya gerek yok.
BEN'e bak. İyi bak. Tüm dikkatini ONA ver.

Çevrimdışı BenSiz

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 244
Ynt: BEN
« Yanıtla #1 : 15 Nisan, 2017, 10:03:55 »
Bir tespitimi paylaşmak istiyorum. Ki, bu kendime yaptığım bir tespittir. Kimseye yargı, yergi değildir; haşaa.
Kursun içselleştirilmesindeki temel handikaplardan biri, yine kursun tedavi etmeye çalıştığı dualite sorundur. Hikayeler, kıssalar, telkinler, yorumlar, açıklamalar çoğunlukla dualite temellidir. Hep iyi/kötü, yanlış/doğru, onlar/bizler, ego/ben, TANRI yolundan şaşanlar/ TANRI OĞULLARI.... Hep ikilik, hep ötekileştirme ve ötekini red ediş...

Oysa ( tekrar altını çiziyorum: bu kendime tespitimdir; kimseye yergim değildir; ki, bu haddim de değildir ) öğrenci sadece ve sadece BEN kelimesine odaklanmalı. Olmuş ve olacak başka hiçbir kavram yokmuşçasına. Ki, bence zaten yok. Benim varmak istediğim menzil bu.

Yanılan/doğruyu bulan yok, acı/mutluluk yok, yanlış/doğru yok, benden içeri/benden aşkın bir EGO yok. Hepsini ben yarattım. Tüm algıladıklarım benim marifetimdir. Buna EGO da dahil. Ki, algı en büyük yanılsamamdır. Algıyı kesebildiğim noktada bir çok şeyi halletmiş olurum.

Asıl odaklanmam gereken BEN duygusu, BEN'İM bilincidir.
Dünya yok, kimse yok, hiç olmadı. Olamayanla savaşmaya gerek yok.
BEN'e bak. İyi bak. Tüm dikkatini ONA ver.

Sevgili Rahşan,

teşekkürler paylaşımın için. Ben de senin yazdıklarından ilham alarak konuya yönelik birkaç satır yazmak isterim.

Mucizeler Kursu'nun Metin Kitabı temelde iki ilkeye dayanarak eğitimini sunar. İlk bölümde egonun işleyişi ve dualitenin mekanizmalarını açığa çıkartır. İkinci bölümünde dualitenin TANRI'NIN gerçekliğinde olmadığını ve dolayısıyla sadece bir illüzyondan ibaret olduğunu vurgular. Yani biz öğrenciler ilk adımlarda yanlışımızın (yanlış düşünüşümüzün) deşifre edilmesiyle yol alırız ve bunu yaparken zihnimizin araçlarını kullanırız. Zihnimiz karşıtlar olmadan öğrenemez çünkü o dualitenin bir ürünü.

Kullandığımız dili, dinî ve kültürel alt yapıları ve psikolojik verileri kullanarak Mucizeler Kursu KUTSAL RUH'UN rehberliğine kendimizi teslim ederek ancak egonun kıskacından kurtulabileceğimizi öne sürer. Bu ilk edapta çarpıtılmış algılarımızı düzelterek gerçekleşir. Buna doğru düşünüş der İsa. Kendimiz ruhani alemin desteği olmadan hiçbir şey yapamayız çünkü dönüşümü gerçekleştirmek için egoyu kullanamayız. Pratik anlamda bu, her ne kadar kendimizi izlesek de, kendimize telkinlerde bulunsak da, elimizden tutan ruhani rehberin tetiklemesi olmadan hiçbir yere varamayız. Ve bunun tek sebebi bizlerin bu dualitenin yaratıkları olmamızda yatar. Sorunu bulunduğu düzeyde çözmek imkansızdır. Bu şuna benzer: cinayet işleyen bir poliş katili bulmak için görevlendirilmiştir. Bunun sonucu belli. Katili bulmamak için elinden geleni yapacaktır. Egomuz bu polisdir işte. Onun açıklamaları, onun tespitleri, onun analizleri her ne kadar kulağa ve akla hoş gelse de, çözüm odaklı değildir.

"Asıl odaklanmam gereken BEN duygusu, BEN'İM bilincidir" derken hangi "ben" ile nasıl henüz bilmediğimiz BEN bilincine odaklanabiliriz? Kimdir odaklanılan şeyi seçen?
Mucizeler Kursu "yapman gereken bir şey yok" der. Sadece istekliliğimizi yüksek tutup KUTSAL RUH'A teslim olmamızı sürekli vurgular. BEN kelimesi tek başına hiçbir şeydir. Zihnimizin karanlıkta kalan kısmı sayısız ben tanımlamaları ile tıka basa dolu. Ve bizler bunun farkında değiliz. Bu nedenle istediğimiz kadar BEN'E odaklanalım, hep aynı çember içinde dönüp durmadığımızı anlamamız mümkün müdür? Ve kendimizi bazen yol almış gibi hissederken, aslında egonun tuzağında bocaladığımızı nasıl anlayacağız?
 
Herbirimizin tüm insanlar gibi bu dünyada iki olduğumuzu, yani bölünmüş bir zihnimiz olduğunu sürekli hatırlamanın faydalı olduğunu vurgulamak isterim. Zihnimin bir bölümü hakikate karşı savaşır. Bu benim yanlış düşünüşlü zihnim. Diğer bölüm hakikatten başka bir şey istemez. O benim doğru düşünüşlü zihnim. Bu ikisi arasında seçimi yapan karar verici ise ancak doğruyu öğrendiği kadar doğru seçim yapabilir. Dünya yok. Evet bu doğru. Ama bizler bunu gerçekten içselleştirdik mi? Öyle olsaydı Mucizeler Kursu'na ihtiyacımız olmazdı.

Mucizeler Kursu'na göre "kötü" düşüncelerime karşı savaşmak, onları bastırmak veya onlara sinirlenmek yapabileceğim en yanlış seçim olur. Doğrusu nedir?
Kendime sürekli şunu söylerim:

Zihnimin bir parçası, yanlış düşünüşlüğüm, suç ilkesine bağımlı. Bu benim "kurban ve fail" inancımdır. Ben ama bir kurban değilim. Ben fail de değilim. Ben sadece bu "kurban-fail" durumunu rüyasında yapan rüyacıyım. Benim görevim, tanrısal rehberim ile beraber, bu dünyada ayrı-olma-isteğimi ne şekilde yaşadığımı hiçbir şekilde yargılamadan izlemektir. Bu benim doğru düşünüşlüğümü tetikleyen tutumdur. Çünkü bir tek onu, yani ayrı-olma-isteğimi izleyebilirim. BEN denilen şeyi izleyebilmem için o BEN olmalıyım. Sadece fikirsel bir konsept olarak değil, gerçekten. Gerçekten BEN denilen şeyin farkında olsaydım böylesi bir arınma programına ihtiyacım olmazdı.  Bu nedenle dünyada olan bitene yargısız baktığım her anda karar verici zihin parçam KUTSAL RUH'U seçti demektir. Ve Mucizeler Kursu'nun eğitebileceği tek şey budur. Her an tek bir seçimim var: ya CENNET ya da cehennem; ya yanlış düşünüşlük (egonun düşünce sistemi) ya da doğru düşünüşlük (KUTSAL RUH'UN düşünce sistemi). Zihnim ne kadar suç ve günah inancıdan arınırsa, hakikatın zihnime doğmasına o kadar hazırım demektir. Başkasını düşüncelerimde veya davranışsal yargıladığımda kendimi eleştirmemeliyim. Sadece farkına varıp KUTSAL RUH'U çağırmalıyım. Yani, bu durumu görmenin başka bir yolu var demeliyim.

Tüm uğraşlarıma rağmen bir durumu veya bir insanı yargılamamakta başarısız olduğumda, zihinsel boyutta onunla bir olduğumu hatırlamak yargımın gücünü kesiyor. Bu birlik düşüncesi maddesel boyutta münkün olmasa da, zihinsel boyutta bu imkanın olması algılarımın çarpıklığını hafifletiyor. Ve bu tutum doğru düşünüşdür.
Her insanın her durumda birlik ya da ayrılık ilkesi arasında seçim yapan bir karar vericisi var. Bu karar vericinin başka bir seçim ihtimali veya imkanı yok. Bunu anladıktan sonra dönüşüm sürecimizde sürekli bu iki seçeneği hatırlamak pratik açıdan uygulanması en kolay eğitim aracı olur. Mucizeler Kursu işte bize bu iki seçimi ve mekanizmalarını öğretir. Fikirsel ve entellektüel bir yapıt olarak değil son derece pratik bir araç olarak...

Sevgiler...