Gönderen Konu: MANEVİ FARKINDALIK  (Okunma sayısı 1032 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı yüksel

  • Full Member
  • ***
  • İleti: 108
  • Özbenliğini dünyada bulmaya çalışma.
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #50 : 24 Eylül, 2017, 08:44:18 »

 SPİRİTÜEL YASALAR

1) SEBEP SONUÇ YASASI: Nedeni olan her şeyin sonucu da vardır. Hiçbir sonucu olmayan bir şeyin nedeni de yoktur. Başka bir deyişle her etkinin kendine eşit tepkisi vardır. Tüm spritüel yasalar neden-sonuç yasası temeline dayalıdır.
Hayatın her anında istediğin seçimi yapmakta özgürsün. Fakat seçimlerinin sonuçlarını istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin.

2) BİRLİK YASASI: Her şey her şeyle bağlantılıdır ve herkes herkesin parçasıdır. Birine acı çektirdiğinde kendine de çektirmiş olursun. Senin dışında hiçbir şey ve hiç kimse yok ve herkes senin parçan. Bu, ruhun yasasıdır..
Sen kendini Tanrı'dan ve gördüğün her şeyden ayrı hissetmekte özgürsün. Fakat bu seçiminin sonucunu istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin.
Ayrılığa dair her inanç -yaşamında- günah ve suçun sonuçlarına birer davetiyedir.
Birliğe olan inanç ise sana huzur, neşe ve sevgiyi getirecektir.

3) YETKİ YASASI:
İnsanların birbirlerine hükmetme arayışı bitmediği sürece asla kendilerini birbirleriyle "Bir" hissedemezler ve dolayısıyla Tanrı ile de...
Bu yasa, Birlik Yasası'na dayalıdır. Herkes, diğerlerini yargılamadan istediğini yapmakta özgürdür. İstediğini yapmakta özgür olmak istiyorsan herkese de aynı özgürlüğü vermelisin. Diğerlerini yargılayanlar kendilerini ve dolayısıyla da Tanrı'yı yargılamış olurlar.
Tüm Tanrı Çocukları, eşittir ve herkes -yargılamadan- istediğini yaşamakta özgürdür.
İstediğini seçmekte özgürsün fakat bu seçiminin sonuçlarını istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin.

4) SORUMLULUK YASASI: Bu yasa şuna dayanır: "Senin dışında sana acı çektirecek ya da acı çekmene sebep olacak hiç kimse/hiçbir şey yok.
Tüm acılar ve çatışmalar aslında senin içinde. Bu sorumluluğu alarak kurban rolünü oynamaktan kurtulmuş olursun. Bu yasaya göre kurban diye bir şey yok, hayatındaki her şey ve herkes için tek sorumlu sensin.
"Hayatımda yanlış giden bir şey varsa, yanlış bendedir." İşte bu, sorumluluktur. Ve bu sorumluluğu alarak yanlış gördüğün her şeyden iyileşme fırsatı bulursun.
Sorumluluk almazsan kaos’un üstesinden gelecek gücü asla kendinde bulamazsın.
Hayatında kaos varsa zihninde de kaos var demektir. Hiç kimse -sen o gücü onlara vermediğin sürece- seni acıtacak güce sahip değil. Sorumluluk alarak kurban rolünü yok etmiş olursun.
İstediğini seçmekte özgürsün. Fakat bu seçiminin sonuçlarını istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin.

5) YARGILAMA YASASI: Tanrı yargılamaz çünkü Tanrı kınamaz.
Yargılamak demek inkâr etmek demektir, inkâr ettiğin de daima senin parçandır. Eğer Birlik Yasası'nı iyice anlarsan, her şeyin ve herkesin sen olduğunu da anlarsın. Dolayısıyla da her yargılamada kendini ayırmış olduğunu da anlarsın.
Sen, aynı anda hem yargılayıp hem de kendini Tanrı'yla bir hissedemezsin.
İstediğini seçmekte özgürsün ama seçiminin sonuçlarını istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin.

6) ODAKLANMA YASASI: Neye odaklanırsan kendinde onu çoğaltırsın.
Neye inanacağını çok dikkatli bir şekilde seç. Aynı anda iki efendinin hizmetkârı olamazsın. Sevgiyi kabul etmediğinde korkuyu seçmiş olursun, korkuyu kabul etmediğinde de sevgiyi... Sevgi, korkunun yadsınmasıdır; korku da sevginin...
Bu spritüel yasalara odaklandığında egonun korku ve nefret dolu düşüncelerine kendini kaptırmak senin için imkânsız bir hale gelir.
Spritüel olmak demek; bu yasaların hiçbir anlamı olmadığını ama aynı zamanda da her şey demek olduğunu bilerek bu yasalarla yaşamak demektir.
İstediğini seçmekte özgürsün. Fakat seçimlerinin sonucunu istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin.

7) SEVGİ YASASI: Sevgi, yargılamanın yokluğu demektir.
Bu yasa açıkça şuna dayanır: "Sevgi koşulsuz ve yargısız olmalıdır." Eğer yargı varsa o, sevgi değildir.
Sevgi; talep etmez, beklentisizdir ve sevginin arzuları yoktur. Sevgi; her şeyi ve herkesi kapsar. Eğer sevgiyi koşulsuzca verirsen, koşulsuzca da alırsın; işte senin özgürlüğün burada yatar. Sevgiyi vermek ve almak aynıdır ve birdir.
İstediğini seçmekte özgürsün. Fakat seçimlerinin sonuçlarını istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin.

8 ) VERME YASASI: Vermek her zaman koşulsuz olmalıdır. Eğer koşulsuz değilse, hiçbir şey vermiyorsun demektir ve hiçbir şey de alamazsın.
Hayata ne verirsen onu alırsın; bu, ilişkilerin için de geçerlidir. Sevgi verirsen sevgi alırsın fakat tüm düşünce ve davranışlarının koşulsuz olması şartıyla.
Eğer eylemlerinle verip de düşüncelerinle vermiyorsan bu yaptığının hiçbir anlamı yoktur.
Doğru bir verme, düşüncelerle eylemlerin kusursuz bir şekilde uyumlu olmasıyla olur.
Eğer verirken düşüncelerin, sevgi içermiyorsa bu, vermek değildir.
Eğer sevginin karşılığında sevgi almak için veriyorsan, aslında hiçbir şey vermiyorsun.
Bu spritüel yasa, "Vermek, almaktır." Ilkesine dayanır.
İstediğini seçmekte özgürsün. Fakat seçimlerinin sonucunu istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin.

9) ÖDÜL YASASI: Verdiğinde tek misyonun verdiğini kabul etmektir. Bu şekilde her istediğini elde edemezsin ama ihtiyacın olan her şeyi elde edebilirsin. Bundan daha güzel bir ödül olabilir mi?
Verdiğin, sana en ihtiyacın olduğu anda geri verilecektir. Sadece kendine verirsin. Verdiğinin karşılığını beklersen, aslında hiçbir şey vermiyorsun demektir. Ve elde edeceğin şey de verdiğin şeydir: Hiçbir şey!
Sadece seni sevenleri seversen, bunda nasıl bir ödül olabilir ki?Senden nefret edenleri, seni hor görenleri de sevdiğinde sana her şey verilecektir.
İstediğini seçmekte özgürsün. Fakat seçiminin sonucunu istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin.

10) KABULLENME (RIZA) YASASI: Bir türlü kabullenemediğin her ne varsa, o senin için devam edecektir veya direndiğin her ne varsa hayatında hep olacaktır. Tüm huzur, olanı kabullenmekten doğar. Tüm korku ise olana direnmekten doğar.
Herhangi basit bir inancın seni diğerlerinden ayırmasına izin verme. Herhangi bir şeyi ya da birini kabullenememek demek, kendini kabullenememek demektir.
İstediğini seçmekte özgürsün. Fakat bu seçiminin sonuçlarını istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin.

11) YARATIM YASASI: Sevginin her faaliyeti, yaratımın faaliyetidir.
Yaratmak; koşulsuz sevmektir. Yaratmamak ise sevmemekten kaynaklanır.
Sen yaratmayı ya da yaratmamayı seçmekte özgürsün. Fakat bu seçiminin sonuçlarını istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin. Yaratmak demek hayatı tam bir mutluluk ve memnuniyetle yaşamak demektir.
Hiç kimse senin hayatını senin için yaşayamaz, bunu sadece sen yapabilirsin. Eğer sen negatif bir yaşamı ve "kurban" rolü oynamayı seçersen; mutsuzluktan ve memnuniyetsizlikten başka bir şey yaşamazsın.
Vererek ve paylaşarak sevgi dolu bir hayatı yaşamayı seçersen, mutluluğu ve memnuniyeti de seçmiş olursun.
Tüm mutsuzluk ve memnuniyetsizlik, sevmemeyi seçmekten kaynaklanır. Bu, yaratım yasasıdır.
İstediğini seçmekte özgürsün. Fakat seçiminin sonuçlarını istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin.

12) KARMA YASASI: Senin dışında kimse seni cezalandıramaz. Ne ekersen, onu biçersin. Tüm inançlar, düşünceler ve eylemler; birbirleriyle bağlantılıdırlar. Ve neye inanırsan o şekilde davranırsın.
Ne düşüneceğini çok dikkatli düşün. Karma Yasası, ne yaptığından çok ne düşündüğünle ilgilidir. Eğer sen biri hakkında kötü düşünürsen kendini o düşündüğün düşüncelerinle cezalandırmış olursun.
İstediğini seçmekte özgürsün. Fakat seçiminin sonuçlarını istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin.

13) ZAMAN YASASI: Zaman Yasası, yalnızca "şimdi"nin var olmasıyla ilgilidir. Geçmiş ve gelecek; bizleri "şimdi"nin ve "burada "nın farkındalığından uzaklaştırmak için dizayn edilmiştir. Geçmişi ona tutunarak yargılarsın ve yargılamak demek inkâr etmek demektir. Ve geçmişte inkâr ettiğin ne varsa, gelecekte de başına o gelecektir. Yani geleceğin de aynı geçmişin gibi olacaktır. Ve inkâr ettiğin, direndiğin şeyleri de iyice korumuş olacaksın.
Geçmişin gitmesine izin vermek demek geçmişi inkâr etmek demek değildir, geçmişi kabullenmek demektir.
Geçmişi kabullenmeye direnmek, seni "şimdi"nin ve "burada"nın armağanlarından uzaklaştırır.
İstediğini seçmekte özgürsün. Fakat seçiminin sonuçlarını istediğin gibi yaşamakta özgür değilsin."

NOT: Bu metin Mucizeler Kursu'nun öğretilerine dayanarak hazırlanmış ve derlenmiştir. ACIM - Ireland internet sitesinden birebir alıntı ve çeviridir.

Mucizeler Kursu

Çevrimdışı yüksel

  • Full Member
  • ***
  • İleti: 108
  • Özbenliğini dünyada bulmaya çalışma.
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #51 : 29 Eylül, 2017, 07:18:19 »
Yukarı doğru yükseliş devresinin iyi, aşağı doğru iniş devresinin kötü olduğu doğru değildir,bunu sadece zihin böyle yargılar.Gelişme-büyüme genelde olumlu kabul edilir,ama hiçbir şey sonsuza kadar büyümez.Yeni büyüme gelişmenin meydana gelmesi için çözülüp dağılmaya ihtiyaç vardır.
Aşağı doğru iniş,yani başarısızlık devresi  spiritüel idrak için kesinlikle gereklidir.Sizin spiritüel boyuta çekilebilmeniz için  derin bir biçimde başarısız olmanız ya da derin bir kayıp  veya acıyı deneyimlemiş olmanız gerekir.Ya da belki bizzat başarınız boş ve anlamsız bir hale gelir ve böylece başarısızlığa dönüşür.Her başarıda bir başarısızlık ve her başarısızlıkta bir başarı gizlidir.Bu dünyada,form düzeyinde herkes er ya da geç başarısızlığa uğrar,ve elbette her başarı eninde sonunda başarısız olur.Tüm formlar geçicidir.
Siz hâlâ aktif yeni formlar ve durumlar yaratıp tezahür ettirmenin tadını çıkarabilirsiniz,ama  onlarla özdeşleşmezsiniz.Sizin onlarla benlik duygusu bulmaya ihtiyacınız yoktur.Onlar sizin yaşamınız değil,sadece yaşam durumunuzdur...

Eckhart Tolle/Şimdi’nin Gücü

Çevrimdışı yüksel

  • Full Member
  • ***
  • İleti: 108
  • Özbenliğini dünyada bulmaya çalışma.
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #52 : 01 Ekim, 2017, 10:19:28 »
Olumsuz bir tepkiyi bırakmaya bir alternatif olarak,siz tepkinin dış nedenine geçirgen hale geldiğinizi imgeleyerek de onu ortadan kaldırabilirsiniz.Bunu önce küçük ,hatta önemsiz şeylerde uygulamanızı tavsiye ederim.Diyelim ki evde sessizce oturuyorsunuz.Birden,sokakta bir arabanın alarmı çalmaya başlıyor.Siz sinirleniyorsunuz.Bu sinirlenmenin amacı nedir?Hiçbir amacı yoktur.Onu neden yarattınız?Siz yaratmadınız.Zihin yarattı.Bu tamamen otomatik,tamamen bilinçsiz bir şeydi.Zihin onu neden yarattı?Çünkü o bilinç altında-sizin bir olumsuzluk ya da mutsuzluk olarak hissettiğiniz-direncinin,istenmeyen koşulu bir biçimde ortadan kaldıracağına inanır.Bu,elbette,bir yanılgıdır.Onun yarattığı direnç-bu vakada sinirlenme ya da öfkelenme-onun ortadan kaldırmaya çalıştığı ilk nedenden çok daha rahatsız edicidir.

Tüm bunlar spiritüel uygulamaya dönüştürülebilir.Bu durumda maddesel bir bedenin katılığı olmadan,geçirgen hale geldiğinizi hissedin.Sonra o gürültünün,ya da olumsuz tepkiye ne neden olmuşsa onun,içinizden geçmesine izin verin.O artık içinizde katı bir''duvara''çarpmayacaktır.Dediğim gibi önce küçük şeylerle uygulama yapın.Araba alarmı,köpek havlaması,çocukların çığlıkları,trafik sıkışıklığı gibi küçük şeylerle.İçinizde ''olmaması gereken’’şeylerin sürekli ve acı verici bir biçimde gelip çarptıkları bir direnç duvarı barındırmak yerine,bırakın her şey içinizden geçip gitsin.

Birisi size kaba,incitici bir söz söyler.Hemen saldırmak,savunmak ya da içine çekilmek gibi bilinçsiz bir tepkiye ya da olumsuzluğa girmek yerine,onun içinizden geçmesine izin verin.Hiç direnç göstermeyin.Bu sanki artık orada incinecek birinin bulunmaması gibidir.Bu bağışlamadır.Bu şekilde siz incinmez hale gelirsiniz.Eğer isterseniz,yine de bu insana davranışının kabul edilemez olduğunu söyleyebilirsiniz.Ama,bu insan artık sizin içsel halinizi kontrol etme gücüne sahip değildir.O zaman bu güç bir başkasında değil,sizde olur ve siz artık zihniniz tarafından yönetilmezsiniz.Bu ister bir araba alarmı,ister kaba bir insan,ister bir sel ya da deprem felaketi,ister tüm malınızı mülkünüz yitirmek olsun,direnme mekanizması aynıdır.

Eckhart Tolle/Şimdi’nin Gücü

Çevrimdışı Deniz089

  • Newbie
  • *
  • İleti: 29
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #53 : 01 Ekim, 2017, 19:01:11 »
S:Ara sıra arzu duyduğunuz oluyor mu?
M:Arzular zihindeki dalgalardır. Siz bir dalga gördüğünüzde onu tanırsınız. Bir arzu,birçoğu arasında bir şeydir yalnızca. Onu doyurmak için bir dürtü hissetmiyorum,onunla ilgili bir eyleme geçme gereği olmuyor. Arzulardan bağımsız olmak şu demektir. Onu tatmin etmek konusunda içten gelen itici bir hissin, bir zorlanışın olmaması.

S: Arzuların iyi kötü,yüksek ve alçak olanları yok mudur?
M: Bütün arzular kötüdür ama bazıları diğerlerinden daha kötüdür. Bir arzunun peşine düşün, size daima sıkıntı ve dert verecektir.


S: Arzulardan kurtulma arzusu bile mi?
M: Niçin arzulamalı? Arzulardan kurtulma arzusu sizi özgür kılmayacaktır. Sizi hiçbir şey
Özgür kılanaz,çünkü siz zaten özgürsünüz. Kendinizi arzudan arınmış bir berraklıkta görün, bu kadar.

Ben O'yum. Sri Nisargadatta Maharaj

Çevrimdışı Deniz089

  • Newbie
  • *
  • İleti: 29
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #54 : 02 Ekim, 2017, 14:15:42 »
An'ı yaşamanın farkındalığı üzerine çekilmiş güzel bir filmden... Dingin Savaşçı.

Yolculuğun kendi bizi mutlu eder, varılacak yer değil.

Öfke, şiddet, nefret aslında korkunun görüntüleri. Bu korku bütün kötülüğün kökenini oluşturuyor.

Sevemediğin insanlar genellikle en çok ihtiyaç duyduğun kimselerdir.

Asla hiçbir şey olmaz. Hayatta sıradan olan bir an yoktur.

 Daha iyisi ve daha kötüsü diye bir şey yoktur. Herkes aynıdır, Tek yapman gereken seçimlerin konusunda bilinçli ve eylemlerinden sorumlu olmak.

Aynı zamanda film Dan Millman'ın Dingin Savaşçı ,Zihnin Ötesindeki Mutluluk adlı kitabından uyarlanmıştır. Yazar kendi içsel serüvenini izleyici/okurla paylaşmış:)

Çevrimdışı yüksel

  • Full Member
  • ***
  • İleti: 108
  • Özbenliğini dünyada bulmaya çalışma.
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #55 : 02 Ekim, 2017, 19:15:52 »
Film’de başrol oyuncumuz Ron’un kendini kuleden atmak istediği o sahnede; Egosu kendini Ron ile birlikte öldürmek isteyipte;Ron’un kendini onunla birlikte öldürmek yerine egosunu aşağıya bırakması,yani ondan kurtulması sahnesi ilginçti.Ben o sahneden sonra egosundan kurtulmuş Ron’u daha çok izlemek isterdim mesela,her yönüyle  ;)

Çevrimdışı yüksel

  • Full Member
  • ***
  • İleti: 108
  • Özbenliğini dünyada bulmaya çalışma.
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #56 : 03 Ekim, 2017, 16:28:49 »
Eğer zihin, alıştırma yaparak ulaşılacak bir çeşit nihai ’O’olduğu fikrine tutunmaya devam ederse,Öz’ü ele geçirilemez veya onu her zaman bir adım ötede veya tamamen ulaşılamaz bir şey olarak hayal eder.Bu şekilde,nihai Hakikat’e olan yolculuk bir çeşit yüce bir destana veya bir çok zorluktan sonra ulaşılacak bir yolculuğa dönüşür.

Ruhsal arayışımız derinleştikçe,muhteşem bir berraklığın ve gerçek huzurun olduğu anları deneyimleriz.Bu ara sıra beliren,varoluşun içine atılan kısa bakışlar ile daha ileri gitmeye cesaretlendiriliriz.Sonra da bu deneyimlerin zihnin bir hayali tasavvuru mu yoksa gerçekten Öz’e mi ait olduklarını sorgularız.Bizim zaten değişmez olan Öz olduğumuz fikri nadiren dikkate alınır.

Mooji/Sen Özsün

Çevrimdışı yüksel

  • Full Member
  • ***
  • İleti: 108
  • Özbenliğini dünyada bulmaya çalışma.
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #57 : 05 Ekim, 2017, 18:47:46 »
Karma ya da kader,yararlı bir yasanın ifadesidir:Denge ,uyum ve birliğe doğru evrensel bir yönelişin.Her an her ne olursa en hayırlı yöndedir.O acı verici,çirkin ve anlamsız görünebilir,ama geçmiş ve gelecek dikkate alındığında,o feci bir durumdan tek çıkış yolu olarak en hayırlısıdır.

...

Karma,ilahî bir biçimde belirlenmiş bir tedavidir.Onu iyi karşılayın ve onun talimatlarına sadakatle uyun,iyileşeceksiniz.Bir hasta iyileştikten sonra hastaneyi terk edecektir.Hemen seçim ve eylem özgürlüğünde ısrar etmek sadece iyileşmeyi geciktirecektir.Kaderinizi kabul edin ve onu yerine getirin;kaderden kurtuluşun en kısa yolu budur.Arzu ve korkuyla hareket etmek esarettir,sevgiyle hareket etmek ise özgürlüktür.

...

S:Karma konusunda neden tasalanalım? o nasılsa kendi çaresine bakar.

M:Karmamız’ın çoğu kollektiftir.Biz başkalarının günahlarından dolayı ısdırap  çekeriz,başkaları da bizim günahlarımızdan dolayı ısdırap çekerler.İnsanlık birdir.Bu olguyu bilmemek onu değiştirmez.



Eğer sadece bir gözlemci olarak uzak durursanız,ısdırap çekmeyeceksiniz.Dünyayı gerçekten çok eğlendirici bir gösteri olarak göreceksiniz.
Isdırabın nedeni,algılayanın algılananla özdeşleşmesidir.Ondan arzu doğar,arzudan da sonuçları umursamayan kör eylem.Çevrenize bakın, göreceksiniz:Isdırap insanın eseridir.

S:Eğer ben O isem benim doğmama ne neden olur?

M:Geçmişte yerine getirilmemiş arzuların anısı enerjiyi yakalar ve kendisini bir kişi olarak tezahür ettirir.Bu enerji şarjı tükendiğinde, kişi ölür.Yerine getirilmemiş arzular bir sonraki doğuma aktarılır.Bedenle özdeşleşme daima yeni arzular yaratır ve onların sonu gelmez,ta ki esaret mekanizması açıkça görülene dek.Özgürleştirici olan açıkça görüştür,çünkü arzunun neden ve sonuçları açıkça görülmedikçe arzuyu terk edemezsiniz.Ben aynı kişinin tekrar doğduğunu söylemiyorum.O temelli olarak ölür.Ama onun anıları ve anıların içerdiği arzular ve korkular kalır.Onlar yeni bir kişi için enerji sağlar.Gerçek -olan bu işte rol almaz,ama ona ışık vererek onu mümkün kılar.

Maharaj



Çevrimdışı yüksel

  • Full Member
  • ***
  • İleti: 108
  • Özbenliğini dünyada bulmaya çalışma.
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #58 : 06 Ekim, 2017, 07:40:30 »
Zihni, tezahür etmiş olanı incelemek için kullanın.Yumurtanın kabuğunu gagalayan bir civciv gibi olun.Kabuğun dışındaki hayat hakkında tahminlerde bulunmak pek yarar sağlamaz,ama kabuğu gagalamak kabuğu içten kırar ve civcivi özgürlüğe kavuşturur.Benzer şekilde,inceleyip sorgulayarak,zihnin çelişkilerini ve saçmalıklarını ortaya çıkararak,onu içten doğru kırın.

Soran:Kabuğu kırma özlemi nereden gelir?

Maharaj:Tezahür etmemiş olandan.

...

Düşünmeyi durdurmanız gerekmez,sadece ilgilenmeyi kesin,onlarla savaşmayın,aldırmayın,onları kendi hallerine bırakın,onlarla ilgili hiçbir şey yapmayın.Özgürleştiren bu ilgisizliktir.

...

Maharaj:Önce sözel olarak,sonra zihinsel ve duygusal olarak ve sonra eylem olarak,içinizdeki gerçeğe dikkatinizi verin,o aydınlığa çıkacaktır.Bu, tereyağı çıkarmak için yayıkta krema dövmeye benzer.Bunu doğru biçimde ve sürekli yapın,sonuç mutlaka gelecektir.

Soran:Mutlak nasıl olur da bir sürecin sonu olabilir?

Maharaj:Haklısınız,göreceli olan,mutlak ile sonuçlanmaz.Ama tıpkı yayığı çalkalamamanın tereyağının  kremadan ayrılmasını engellemesi gibi,göreceli olanda mutlak olanın önünü tıkayabilir.

Maharaj

Çevrimdışı BenSiz

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 196
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #59 : 06 Ekim, 2017, 13:09:11 »
Eski dünyada ünü sınırları aşıp gökleri tutmuş bir bilgenin methini yeni duymuş birisi "Gidip ben de göreyim bu ulu kişiyi, iktiza ederse hayır duasını alayım" deyip yola koyulmuş. Fakat görmeyi umduğundan başka şeyler gördüğü için canı sıkılmış ve hoşnutsuzluğunu hemen dile getirmiş:

"işittim ki siz ulu, mübarek bir kimseymişsiniz, sizi görmeyi o kadar istedim, o kadar evdim ki aşıp geldiğim uzun yol gözümü korkutup yıldıramadı, ayaklarım su toplayıncaya kadar hiç durmadan ilerledim, gece gündüz yüzlerce menzili geride bıraktım, konaklayıp dinlenemedim. Ama şimdi geldim ve gördüm ki siz öyle anlatıldığı gibi ulu ve mübarek bir kimse değilmişsiniz. Çöpe attığınız salatadan artakalanları alıp kız kardeşinize verdiğinizi gördüm. Bu insanlık değildi. Öğünden arta kalan pişmiş pişmemiş yemekleri başka bir öğün için bir kenara koyduğunuzu gördüm. Bu görgüsüzlüktü."

Bu sözler bilgenin sükûnetini hiç bozmamış ve sükûttan başka bir karşılık bulamamış. Ertesi gün ziyaretçi bilgeye tekrar uğramış, bu defa başka şeyler görmüş ve söylediklerine pişman olmuş:

"Dün sizde eksik ve kusur bulmuştum. Bugün böyle yapmamam gerektiğini ve asıl kusurun kendimde olduğunu anladım. Fakat siz nasıl oldu da söylediklerime karşı tamamen kayıtsız kaldınız ve cevap bile vermediniz?"

Bilge cevap vermiş:
 
"Zeki, bilge, mübarek, mukaddes gibi ünvanlar, yılanın derisini bırakması gibi, uzun zaman evvel bir kenara bıraktığım şeyler. Eğer dün bana öküz demiş olsaydınız, öküz ismini kabul ederdim, eğer at demiş olsaydınız at ismini kabul ederdim. Bir cevherin olduğu ve insanların isim verdiği her yerde o bu ismi kabul edecektir, çünkü her halde bu isme bağlı önyargıya boyun eğecektir."

Alıntı

Çevrimdışı yüksel

  • Full Member
  • ***
  • İleti: 108
  • Özbenliğini dünyada bulmaya çalışma.
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #60 : 08 Ekim, 2017, 09:54:14 »
S:Kendini idrak etmek çok önemli midir?

M:O olmazsa,arzular ve korkular sonsuz bir ısdırab  içinde anlamsızca tekrarlanarak sizi tüketir.İnsanların çoğu acının bir sonu olabileceğini bilmez.Ama onlar müjdeyi bir kez işittiklerinde,tüm çekişme ve mücadelenin ötesine geçmek,yerine getirilebilecek en acil görev olur.Siz özgür olabileceğinizi biliyorsunuz ve şimdi bu size kalmıştır.Ya özleyerek,yakalayarak,tutarak,daima kaybedip üzülerek ebediyen aç ve susuz kalırsınız ya da kendisine hiçbir şey eklenemeyecek veya ondan hiçbir şey çekip alınamayacak ebedi mükemmellik halini samimiyetle ararsınız.Onda hiçbir arzu ve korku yoktur;bu onlardan vazgeçmiş olduğunuz için değil,onlar anlamlarını yitirdikleri içindir.

Maharaj

Çevrimdışı BenSiz

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 196
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #61 : 08 Ekim, 2017, 10:36:33 »
Bir arkadaşımız bu soruyu sormuş:
„Farkındalıkla anda kalma aynı şey midir? Farkındalık nedir ve duygusal farkındalık ile zihin farkındalığı gibi bir ayrım var mıdır?”

Bu soruları hepimiz için yanıtlamak isterim.

Farkındalık tanımlama olarak tamamen algıya dayalıdır ve “şimdi” olan zamanın içinde “olanı” olduğu gibi algılamaktır. Yani “dışarda” her ne oluyorsa veya varsa, aynısı zihnimizde de “var” o an. Bu anlamda farkındalık, algılanan hiçbir şeye herhangi bir anlam yüklemeden, yorum getirmeden, algılanan şey hakkında düşünmeden sadece izlemektir. Bu durumda izleyen fiil ile izlenen nesne arasındaki ayrım yok olur ve sadece “izleme eylemi”nin kendisi kalır. Farkındalığın kendisi bir eylem değildir.  Ancak kendisini eylem ile ifade etmek gerekirse sadece şahit konumunda izleyici diyebiliriz. Ve bunu “her an” yapan bir zihin daima bir farkındalığın içindedir ve hiçbir şekilde o an olanın dışında başka bir düşünce içermez. Farkındalık bu anlamda bir bilinç durumudur. Oldukça yüksek ve egonun düşünce sistemi içinde esir kimseler için ulaşılması zor bir bilinç düzeyidir. Bu zihin ezber bilgilerin çoğundan arınmış ve disipline edilmiş bir zihindir. Ve ancak böyle terbiye edilmiş bir zihin hakikatı idrak edebilecek kıvama gelir. Farkındalık istikrarlı bir çaba ile “öğrenilmesi” gereken bir durumdur dünya bilgileri ile tıkabasa dolu olan bir zihin için. Nihayetinde ama sadece bir unutmadır.

Örnek vermek gerekirse; bir ağaç hakkında topladığımız tüm bilgileri “unutup” o an gördüğümüz “şeye” ağaç demeden ve hiçbir şekilde tanımlamadan bakabilmektir. Tamamen düşüncesiz!

Birçok başka yollar gibi Mucizeler Kursu böylesi bir disiplini uygulayarak öğreten ve nihayetinde zihinsel dönüşüme götüren bir yoldur. Farkındalık, devamlı dikkat gerektiren bir durumdur. Odaklanma olarak değil, uyanık olma anlamında. Birçok kişi kısa süreli farkındalıklara ulaşıp, örneğin meditasyon yolu ile, tekrar o durumdan “düşerler”. Bu nedenle istikrar ve sabır gerekir. Ve hedefimizi her an yeniden ve yeniden teyit etmemiz gerekir. Hedef, zihnimizi tüm bildiklerimizden sıyırmak ise, hiçbir an “bildiğimize” güvenmeden her an kendimizi sorgulamayı öğrenmeliyiz. O zaman gerçek bilgiler içimizden yükselir ve bizlere hayat yolunda rehber olur. Bunu uygulamayı öğrenen kimse bu yolda ilerlemiş olandır ve onun artık ezber bilgilere ihtiyacı kalmaz. Her an her durumda tek doğru olan eylemi "bilmeden bilendir". Ve uygular. Başka bireylerin ve toplumların dayatmalarından bağımsız olarak.


Çevrimdışı yüksel

  • Full Member
  • ***
  • İleti: 108
  • Özbenliğini dünyada bulmaya çalışma.
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #62 : 13 Ekim, 2017, 07:34:46 »
Egosal zihnin ayrılmaz bir parçası olan duygusal acının  bir başka veçhesi de derinlere-gömülü bir yoksunluk,bir eksiklik,bir bütün-olmama duygusudur.Bazı insanlarda bu bilinçli,diğerlerinde bilinçsizdir.Eğer o bilinçliyse,tedirginlik ve sürekli olarak değerli olmadığını ya da yeterince iyi olmadığını hissetmek şeklinde tezahür eder.Eğer o bilinçsizse,sadece dolaylı olarak şiddetli bir arzu,istek ve ihtiyaç olarak hissedilir.Her iki durumda da,çoğunlukla,insanlar içlerinde hissettikleri bu boşluğu doldurmak için ego’nun-doyumunun ve özdeşleşecek şeylerin peşine düşerler.Böylece onlar temelde kendilerini daha iyi hissetmek,daha tamam hissetmek için malın- mülkün,paranın,başarının,gücün,ünün ya da özel bir  ilişkinin peşine düşer,bunlar için uğraşıp çabalarlar.Ama,onlar tüm bu şeylere eriştiklerinde bile,çok geçmeden,boşluğun hâlâ orada olduğunu,onun dipsiz bir kuyu olduğunu anlarlar.O zaman başları gerçekten dertte olur,çünkü artık kendilerini aldatamazlar.Eh,aldatabilirler de ve bunu yaparlar da,ama bunu yapmak giderek zorlaşır.

Egosal zihin yaşamınızı yönettiği sürece,gerçekten rahat ve huzur içinde olamazsınız;siz-istediğiniz şeyi elde ettiğiniz,bir arzunuzu doyuma uğrattığınız o kısa zamanlar dışında-doyum içinde olamazsınız.Ego bir şeyden alınan bir benlik duygusu olduğundan,o dışsal şeylerle özdeşleşmeye ihtiyaç duyar.O sürekli olarak hem savunulmaya hem de beslenmeye ihtiyaç duyar.En yaygın ego özdeşleşmeleri mal-mülk,yaptığınız iş,toplumsal statü ve itibar,bilgi,eğitim,fiziksel görünüm,özel yetenekler,ilişkiler,kişisel ve ailesel geçmiş,inanç sistemleri ile ve ayrıca siyasi,milliyetçi,ırkçı,dini ve diğer ortak özdeşleşmelerle ilgilidir.Bunların hiç biri siz değilsiniz.

Siz bunu korkutucu bulmuyor musunuz?Ya da bunu bilmek bir çare olabilir mi?Siz tüm bu şeyleri er ya da geç bırakmak zorunda kalacaksınız.Belki siz bunu henüz inanılması güç  bir şey olarak görüyorsunuz ve ben kesinlikle sizden kimliğinizin bu şeylerde bulunamayacağına inanmanızı istemiyorum.Siz bunun gerçeğini kendiniz bileceksiniz.Siz bunu en geç ölümün yaklaştığını hissettiğinizde bileceksiniz.Ölüm siz olmayan her şeyin soyulup gitmesidir.Yaşamın sırrı’’ölmeden ölmek’’,ve ölüm diye bir şeyin olmadığını görmektir.

E.T

Çevrimdışı yüksel

  • Full Member
  • ***
  • İleti: 108
  • Özbenliğini dünyada bulmaya çalışma.
Ynt: MANEVİ FARKINDALIK
« Yanıtla #63 : 16 Ekim, 2017, 06:41:47 »
Zihin ağacı bilemez.O sadece ağaç hakkındaki olguları ya da bilgiyi bilebilir.Benim zihnim sizi bilemez, o sadece sizinle ilgili etiketleri,yargıları,olguları ve kanıları bilebilir.Sadece Var’lık direkt olarak bilir.Bu yaşamın kutsallığını ve gizemini yok etmeyen,olan her şey için derin bir sevgi ve saygı içeren bir biliştir.Bu zihnin hakkında hiçbir şey bilmediği bir biliştir.

Zihnin ve zihin bilgisinin de bir yeri vardır.Bu yer günlük yaşamın uygulama alanındadır.Ancak,o sizin-diğer insanlarla ve doğayla ilişkileriniz de dahil olmak üzere-yaşamınızın tüm veçhelerini ele geçirdiğinde,korkunç bir asalak haline gelebilir ve eğer bu asalak kontrol edilmezse sonunda gezegen üzerindeki tüm yaşamı-ve en sonunda ev sahibini de öldürerek,kendini-öldürebilir.

E.T